|
BOLGESEL ZAYIFLAMAK
Bölgesel zayıflama için önce hormon ve metabolizma kontrolu yaptırınız..
BAYILMA VE ŞEKER DÜŞÜKLÜĞÜ (HİPOGLİSEMİ)
BAYILMA VE ŞEKER DÜŞÜKLÜĞÜ
Bayılmanın bir çok nedeni vardır. Stres, korku,
yorgunluk, aşırı egzersiz, tansiyon düşüklüğü, kansızlık, gibi
nedenlerle bayılma olabildiği gibi Beyin hastalıkları yani Nöroloji
hastalıkları (epilepsi-sara gibi) ve kalp hastalıkları nedeniyle de
bayılma olabilir.
Bayılması olan ve tekrarlayan kişilerde ayrıca kan
şeker düşüklüğü de araştırılmalıdır. Kan şekeri düşük olan kişilerde
bayılma atakları olabilir.
Ayrıca Böbreküstü bezi yetmezliği (Addison hastalığı) yönünden de hasta araştırılmalıdır.
ŞEKER DÜŞÜKLÜĞÜ YANİ HİPOGLİSEMİ NEDİR?
Yemek sonraları kan şekeri düşüklüğü, yaşamı çok
kötü etkileyen, enerjiyi düşüren, halsizlik, yorgunluk ve baş dönmesi
yapan, iş verimini düşüren ve sizi kızgın, öfkeli, sabırsız bir hale
getiren bir durumdur. Çok sık olmasına rağmen üzerinde pek durulmayan
önemli bir hastalıktır. Kilo veremeyen kişilerin çoğunda reaktif
hipoglisemi vardır.
Gün içinde acıkma atakları oluyor ve şekerli
gıdalara saldırıyorsanız; öğleden sonraları baş ağrısı varsa; uykudan
birkaç saat sonra gece yarısı uyanıyor ve zor uyuyabiliyorsanız; kötü
rüyalar görüyor ve devamlı bir yorgunluk varsa; öğleden sonra canınız
şeker veya kahve içmeyi çok istiyorsa; baş dönmeleri varsa; yemek
yiyinceye kadar halsizlik ve yemek gecikince kendinizi bitkin
hissediyorsanız; halsizliğiniz yemek yiyince düzeliyorsa; yemek
gecikince ellerde titreme ve çarpıntı oluyorsa; çok duygusalsanız,
çabuk sinirleniyor ve kontrolünüzü kaybediyorsanız; yemek önceleri çok
huzursuzsanız; yemeklerden sonra uyku basıyor ve gün boyu
uyukluyorsanız, bu belirtiler kahvaltı öncesi de oluyorsa, kan
şekerinizde düşüklük olabilir. Bunun başlıca nedeni de dengesiz
beslenme, fazla karbonhidratlı, nişastalı gıdalar ve şeker yeme, stres
ve aşırı kafein alımı (kahve, çay, kola) veya ailenizde şeker hastalığı
olmasıdır.
Kısaca özetlersek, kan şekeri düşmelerine tıp dilinde hipoglisemi denir ve bu kişilerde şu belirtiler ortaya çıkar:
·Halsizlik, bitkinlik
·Psikolojik durumda değişiklik
·Sinirlilik
·Baş ağrısı
·Ellerde titreme
·Bulantı
·Görmede bulanıklık veya çift görme
·Soğuk terleme
·Çarpıntı, kalp atımlarını hissetme
·El ve ayakta çözülme, iç titremesi ve kas ağrıları
·Baş dönmesi
·Soluk ve terli bir görünüm
·Ani başlayan bir yorgunluk hissi
·Şiddetli yorgunluk
·İç ezilmesi ve yeme isteği
·İsteksizlik
·Anksiyete, depresyon ve kontrolü kaybetme
·Allerjiler (astım, saman nezlesi ve ciltte alerjik bulgu eğilimi)
·Bazı şeylerden korkma (fobi)
·Uykusuzluk
·Şekerli gıdalara saldırma
·Unutkanlık
·Sebepsiz yere ağlama
·Şiddetli kan şekeri düşmelerinde bayılma ve koma
Geceleri uykuda kan şekeri düşüyorsa şu belirtiler görülebilir:
·Huzursuz bir şekilde uyanmak
·Pijama, gecelik ve yastık kılıflarının terden ıslanması
·Hızlı kalp çarpıntısı ile uyanma
·Huzursuzluk ve uykuya dalamama
·Sabah baş ağrısı ile uyanma
·Unutkanlık
·Üşüme ve ellerde soğukluk
·Bazen karın ağrısı ve kilo alamama da olabilir
·Sersem bir şekilde uyanma veya sabah uyanmada zorluk
Bu tür şikayetleri olan kişilerin gece, sabaha karşı 02.00 civarında kan şekerini ölçmek gerekir.
Kan şekeri düştüğünde hemen 1-2 kesme şeker yenmesi
gerekir. Durum bununla düzelmiyorsa, hemen bir acil servise
başvurulmalı ve serum takılmalıdır.
Yukarıdaki belirtileri sık sık yaşayan kişilerde hipogliseminin nedeni araştırılmalıdır.
Hipogliseminin nedenleri şunlar olabilir:
·Kanda insülinin yüksek olması (insülin direnci)-aşırı kilo
·Kortizol düşüklüğü (böbrek üstü bezinin az çalışması)
·Tiroid bezinin az çalışması (hipotiroidi)
·Pankreasta insülinoma denen tümör olması veya pankreas iltihabı (pankreatit)
·Böbrek ve karaciğer hastalığı
·Beyinde bulunan ve birçok hormon salgılayan Hipofiz bezinin az çalışması
·Şeker hastalığının başlangıcında
·Mide ameliyatı geçirmiş olmak
·Alınan şekerli gıdaya reaksiyon olarak (reaktif hipoglisemi)
·Çok alkol almak
·Uzun süre stres altında kalmak
·Çok düşük kalorili diyet yapmak
·Kısa zamanda çok kilo vermek
·Şekerli gıdaları çok yemek
·Yetersiz gıda alıp aşırı egzersiz yapmak
·Aşırı sigara içmek
·Kafeinli içecekler (kahve,çay, kola) ve fazla çikolata yemek
Bu nedenlerin araştırılması bir ENDOKRİN UZMANI tarafından yapılır.
şeker düşmeleri varsa Prof Dr Metin Özata nın hazırlamış olduğu Glisemik İndeks Diyeti kitabını okuyunuz ve ona uygun beslenin.
AYAKTA YANMA ŞEKER VE VİTAMİN EKSİKLİĞİ HABERCİSİ
AYAKTA YANMA ŞEKER HASTALIĞI VE B12 EKSİKLİĞİNDE OLABİLİR
Ayakta yanma şikayeti bazı vitamin eksiklliklerinde ve şeker hastalığında olabilir.
AYAKTA YANMA VE VİTAMİNLER
1. B5 VİTAMİNİ (PANTOTENİK ASİT)
Pantotenik asit eksikliği nadir görülür ve özellikle bağırsaklardan gıda emiliminin bozulduğu durumlarda oluşur. Pantotenik asit
eksikliğinde depresyon, kişilik değişimleri, kalp hastalığı, sık
enfeksiyon, yorgunluk, karın ağrısı, uyku bozuklukları, uyuşma,
karıncalanma, kas güçsüzlüğü ve kramplar olur. Özellikle bacaklarda ve
ayaklarda yanma oluşur ki buna ‘’yanan ayak sendromu’’ denir.
B5 vitaminine pantotenik asit adı da verilir. Pantotenik asit
besinlerden enerji oluşmasında rol aldığı gibi yaşamsal öneme sahip
bazı metabolik olaylarda görev yapar. Hücrelerde koenzim A olarak görev
yapar.
B5 vitamini. Böbreküstü bezi veya diğer adıyla adrenal bezinden kortizol hormonu salgılanmasında, kolesterolün oluşmasında ve beyindeki asetil kolin isimli çok önemli bir maddenin yapımında rolü vardır.
Stresi giderici bir vitamin olarak, depresyon ve
anksiyete tedavisinde faydalıdır. Bağırsakların çalışması, safra, D
vitamini ve kırmızı kan hücrelerinin yapımında rol alır. Günlük ihtiyaç
5 mg/gün’dür.
Karaciğer, böbrek, maya, fındık, buğday, yumurta
sarısı, brokoli, tavuk, balık, mantar, avokado, tam tahıllar, yoğurt ve
süt gibi besinlerde B5 vitamini vardır. Bağırsaklardaki bazı mikroplar
(bakteriler) B5 vitamini yaparlar ve bu vitamin bağırsaklardan emilerek
faydalı olur.
2. B12 VİTAMİNİ
B12 vitamini eksikliğinde de ayaklarda yanma olabilir.
Diyetle alınan B12 vitamini mideden salgılanan intrensek faktör adındaki bir proteinle birleşerek bağırsaklardan emilir.
Besinlerde bulunan B12 vitaminin bağırsaklardan iyi emilmesi, mide, pankreas ve bağırsakların iyi çalışmasına bağlıdır.
Günlük B12 vitamini ihtiyacı 2.4 mikrogram kadardır.
Bulunduğu Gıdalar
B12 vitamini hayvansal besinlerde yani kırmızı et,
tavuk, hindi eti ve balıkta ve çok az oranda sütte ve yoğurtta bulunur.
Bitki ve mayada bulunmaz. Bir bardak pastörize sütte 0.9 mikrogram B12
vitamini vardır.
B12 Vitamini Eksikliği
B12 vitamin eksikliği pernisiyöz anemi denen kansızlık durumunda görülür. Pernisiyöz anemi
B12 vitaminin bağırsaklardan emiliminin bozulması nedeniyle oluşan bir
hastalıktır. Bu hastalık 60 yaş üzerindeki kişilerde % 2 oranında
görülür ve tedavisi için B12 vitamini iğnesi (enjeksiyonu) yapılır. B12
vitamin eksikliği varsa kırmızı kan hücrelerinin büyüdüğü megaloblastik
anemi görülür.
B12 eksikliği genellikle et yemeyenlerle
(vejetaryenlerde), mide ve bağırsak hastalığı olanlarda görülür. Bunun
nedeni de B12 vitamininin çoğunlukla hayvansal besinlerde bulunmasıdır.
Midelerinde atrofik gastrit hastalığı olanlarda veya midesi
ameliyatla alınanlarda özellikle B12 vitamin eksikliği sık görülür. Bir
çalışmada midesinde helikobakter pilori bakterisi olanlarda B12
vitamini eksikliğinin sık görüldüğü ortaya konmuştur. Bazen nadiren
kalıtımsal olarak B12 vitamini yetmezliği görülebilir. Yaşlılık ise
önemli bir B12 vitamin yetmezlik nedenidir. Yaşlılarda B12 vitamini
yetmezliği sık görülür. B12 vitamini eksikliğinde kanda ve idrarda
metil malonik asit aratraken kanda ayrıca homosistein yükselir.
B12 vitaminin emilmesini engelleyen ve azlığına neden olan hastalıklar şunlardır:
·Midede atrofi, asit olmaması
·Midede helikobakter pilori bakteri varlığı
·Antibiyotik sonrası bağırsakta aşırı bakteri çoğalması
·Uzun süre şeker hastalığı ilacı olan metformin kullanmak
·Antiasit, H2 reseptör antagonist ve protom pompa inhibitörü denen mide ilaçları kullanmak
·Kronik alkol kullanımı
·Mide ameliyatı geçirenler
·Pankreas bezinin iyi çalışmaması
·Sjögren sendromu
·AIDS hastalığı veya HIV pozitif kişiler
3. ŞEKER HASTALIĞINDA AYAKTA YANMA
Şeker hastalarında sinirlerin etkilenmesi sonucu
ayaklrda yanma olabilir. Buna tıp dilinde diyabetik nöropati denir.
Bazen şeker hastalığının başlangıcı ayak altlarında yanma ile başlar.
Bazen ayak yanması gizli şeker durumunda da ortaya çıkar. Bunların
teşhisi için bir ENDOKRİN UZMANINA başvurunuz.
Sinir Hasarının Belirtileri:
Ayaklarda ağrı oluşur ve bu ağrı geceleri ağırlaşır,
yürümeyle artar ve zaman zaman oluşur. Ağrı genellikle derinden gelen
bir sızlama olarak tarif edildiği gibi bıçak saplanması ya da yanma
tarzında bir ağrı da oluşabilir.
Ağrı, hastalar tarafından sıklıkla “yanma, uyuşma,
sızlama veya karıncalanma şeklinde tarif edilir. Geceleri hasta yorgun
ya da stresli iken arttığı vurgulanır. Bu nedenle ayağını soğuk suya
sokan hastalar vardır.
Bazen özellikle ayak tabanında gece alevlenen yanma
ağrısı vardır (sıcak kum üzerinde yürümek gibi). Giysi ve ayakkabıların
temasından rahatsızlık duymak tipik bir özelliğidir.
Uzun süren nöropatide ufak kaslarda erime-atrofi olabilir. Sinir hasarına bağlı olarak cilt kuruluğu sık görülür.
Teşhis için EMG yapılabilir.
Tedavi:
Sinir hasarının tedavisinde kan şekerinin
ayarlanması ilk önceliği alır. Daha sonra trisiklik antidepresan
ilaçlar, antikonvülzan ilaçlar veya alfa lipoik asit gibi ilaçlar
endokrinoloji ve nöroloji uzmanının kontrolünde kullanılabilir. B1
vitamini, capsaicin kremleri ve ağrıyı gidermek için akupunktur
uygulanabilir.
ZAYIFLAMA VE EGZERSİZ
ZAYIFLAMAK İÇİN HAREKETİ ARTIRINIZ
Kilo vermek ve sağlıklı olmak için mutlaka düzenli
egzersiz yapılmalıdır. Diyet yapmadan sadece egzersiz yapmakla kilo
verilemez. Egzersiz, kalori azaltılmasına yardımcı olduğu gibi şeker
hastalığı ve koroner kalp hastalığı riskini de azaltır. Egzersiz ile
yağ dokuları kaybolup yerine kas dokuları geçer. Egzersiz yapmanın
amacı da budur.
En iyi egzersiz kişinin kendi başına düzenli ve
rahat bir şekilde yapabildiği egzersizdir. Haftanın büyük bir
bölümünde, 30 dakika civarında, orta yoğunlukta bir egzersiz yapılması
çok faydalıdır. Bununla birlikte insanların sadece %25’i buna
uyabilmektedir. Başlangıçta 10-15 dakikalık egzersizin her gün
yapılması gerekir. Aerobik, dinamik egzersiz, yüzme ve bisiklete binme
zayıflamak için uygun egzersizlerdir. Haftada 3 gün yarım saat yürüme
ile egzersize başlamak ve bunu haftada 5 gün yoğun ve tempolu 45 dakika
yürümeye çıkarmak uygun bir plandır. 40-50 yaşından sonra yapılacak en
iyi ve en güvenli egzersiz yürüyüş yapmaktır. Yürüyüşün vitrin
seyrediyor gibi yavaş yapılmasının fazla bir faydası olmaz. En iyisi
tempolu yürümedir.
Diğer bir öneri, başlangıçta her gün 4.000 adım yürümek, sonra bunu 6 ayda 12.000 adıma kadar çıkarmaktır.
Egzersizin faydalı olması için, egzersiz sırasında
kalp atım sayısının belirli bir rakama ulaşması gerekir. Fazla kilolu
bir kişide kalp hızının ulaşması gereken sayı şu formülle hesaplanır:
Egzersizde ulaşılması gereken kalp atım sayısı = 200-(0.5 x yaş).
Yapılan egzersizlerde bu rakamın %80’ine ulaşılması gerekir.
Günlük yaşamda hareketi artırmak için, otomobil
kullanımını azaltmak, asansör yerine merdivenleri kullanmak, yakın
mesafelere yürüyerek gitmek gibi önlemler de kilo vermeye katkıda
bulunur.
Günlük yaşamda yapılan hareketlerin çok az kalori
harcadığı bilinmelidir. Evi temizlerken 227 kalori; dans ederken 250
kalori harcarsınız.
Alışveriş yapmak; 45-60 dakika süreyle otomobilinizi
temizlemek; 45-60 dakika uğraşarak pencereleri ve yerleri silmek; 30
dakika bisiklet pedalı çevirmek; 30 dakika bahçede çalışmak; 30
dakikada 3 km yürümek; 15 dakika merdiven çıkmakla sadece 150 kalori
harcanır.
Küçük bir çikolatalı bisküvi yaklaşık 50 kaloridir
ve bunu yakmak için 10 dakika tempolu yürümek gerekir. Fast food
lokantasında bir hamburger, bir patates yiyip bir kola içtiğinizde 1500
kalori alırsınız. Bunu harcamak içinse 2.5 saat tempolu koşmanız
gerekir.
Yapılan çalışmalarda egzersiz programlarına
başlayanların %50’sinin ilk 3-6 ayda egzersizi bıraktığı saptanmıştır.
Bu nedenle egzersiz yapmayı sürdürmek için çaba göstermek, bir
alışkanlık oluşana kadar ısrar etmek gereklidir.
Fizik aktiviteyi artırma ile ilgili öneriler :
- Otobüs veya minibüsle gideceğiniz yere bir durak kala inmek ve yürümek
- İşyeri ve alışveriş merkezinde aracınızı en uzak yere park etmek
- Asansör yerine merdiven kullanmayı alışkanlık haline getirmek
- Farklı aktiviteler bulmak (bahçe işleri, tamir, araç temizleme vs).
- Eve kondisyon cihazları alıp soğuk havalarda bunları kullanmak
- İşyerine mümkünse bisikletle gitmek
Egzersiz
yapmanın kilo vermenin ötesinde kemik erimesini, depresyonu, şeker ve
kalp hastalığını önlediği bilinmektedir. Egzersiz yapmak tansiyonu ve
kan yağlarını da düşürmektedir. Uzun yaşamanın sırrı az yemek ve spor
yapmaktan geçmektedir.
Kullanılmayan bacak kasları ve diğer kaslar zamanla
yok olur. Bir hafta devamlı olarak yatakta yatan bir kişinin kas
kitlesinde %20 azalma olmaktadır. Kullanılmayan organ kaybedilir kuralı
gereğince, kaslarımızı kullanmak zorundayız. Egzersiz büyüme hormonu
salgısını da artırarak yağların erimesine ve kasların artmasına neden
olmaktadır. Günde bir kilometreden az yürüyen bir kişi günde 2
kilometre yürüyen bir kişiye göre iki kat daha hızla ölüme
yaklaşmaktadır. Yaşamı uzatan en ucuz ve en etkili yöntem spor
yapmaktır.
KAYNAK:
1. Prof Dr. Metin Özata, 99 Sayfada Kilo Yönetimi, İş banmkası yayını, 2007
2.Prof Dr Metin Özata, Gİ Diyet, Erko yayıncılık,2007
3. Prof Dr Metin Özata, Vitaminler, Mineral ve Bitkisel Ürün Kullanım Rehberi, Gürer yayıncılık, 2008
4. http://www.zayiflama0.com
ZAYIFLAMA HAPLARI ve İLAÇLARI
ZAYIFLAMA HAPLARI NASIL KULLANILIR?
Zayiflamak için İlaç tedavisi Endokrin doktoru
kontrolünde olmalıdır. Endokrin Doktoruna sormadan bu tür ilaçlara
başlamak sakıncalıdır. İlaç seçiminde iştah durumu ve diğer etkenler
göz önüne alınmakta ve doktorunuz tarafından size uygun olan ilaç
verilmektedir. Bu nedenle bir Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları
uzmanına başvurmanız gerekir.
Bu tür bir degerlendirme yapıilmadan piysada satilan
ve Saglik Bakanlıgı onayi olmayan ilaçlarin veya besin desteklerinin
kullanılması faydasizdir. Maalesef Bu tur destekler gelişigüzel
kullanilmaktadir. Oysa altta yatan bir hormon bozuklugu ve genellikle
insulin direnci ve tiroid bozuklugu devam ettigi icin biraz kilo
verseniz bile tekrar alirsiniz. Bu nedenle ilk once kilo aldiran
nedenlerin ve genellikle de hormon bozuklugunun saptanması ve tedavisi
gerekir.
Kalp, şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği ve gece
uykuda nefes kesilmesi olan ikilolu kişilerde, diyet ve egzersizle
birlikte hemen ilaç tedavisine Endokrin uzmanı tarafından başlanabilir.
İlaç tedavisiyle 3-6 ayda %10 ve daha fazla kilo
kaybı sağlanmışsa, tekrar kilo almayı önlemek için ilaca devam etmek
uygundur. Ne kadar uzun süre ilaç kullanılacağına, kişinin risk
durumuna göre Endokrin doktoru karar verir.
Zayıflama ilaçlarının başarılı olması için mutlaka
glisemik indeks (Gİ ) diyeti ve egzersizin birlikte yapılması gerekir.
Diyet ve egzersiz yapmadan bu ilaçlarla zayıflamak mümkün değildir.
İlaç tedavisi ile ilk ayda 2 kilodan fazla
veremeyenler, ilerde bu tedaviden fayda görmeyecek demektir, bu durumda
aynı ilaca devam etmenin bir faydası yoktur. İlacı değiştirmek gerekir.
Başka ilaçla da aynı başarısızlık yaşanırsa, bu hastaya ilaç tedavisi
önerilmez.
İlaç tedavisi sırasında ilaçların yan etkileri yönünden ilacı alan kişinin yakından takip edilmesi gerekir.
Zayıflayacağım diye içeriği bilinmeyen ve klinik
olarak test edilmemiş bitki ve sebze ilaçlarına, yosun haplarına veya
bantlara iltifat etmeyiniz. Bu tür ilaçların zararları olabilir. İlaç
kullanırken mutlaka Endokrin doktorunuza danışınız.
Hızlı kilo verirken altıncı ayda ve birinci yılda
boy, ağırlık, vücut kitle indeksi, bel çevresi ölçülmeli ve ne kadar
zayıflandığı takip edilmelidir. İlaç alanların daha sıkı takip edilmesi
gerekebilir. Diyet yapan kişinin, altı ay-1 yıl içinde ağırlığının
%10’nunu kaybetmesi, zayıflama programının iyi gittiğinin bir
işaretidir. O zaman bu kiloyu muhafaza etme aşamasına girilir. Risk
faktörleri devam ediyorsa yoğun kilo verme programına devam etmelidir.
Kilo verme çabası başarısızlıkla sonuçlanmışsa,
bunun nedenlerini değerlendirmek gerekir. Kilo verememenin nedenleri
genellikle şunlardır:
- Fazla yemeye devam etmek
- Hareketi yeterince artırmamak, devamlı oturmak
- Psikolojik olayların araya girmesi
- Ailede diğer kişilerin yardımcı olmaması ve sosyal baskılar
- Depresyon, tıkınırcasına yeme nöbetleri (yeme davranış bozuklukları)
- Tiroid hormon yetmezliği veya başka hormon bozukluğu olması
- Yumurtalarda kist olması (Polikistik over hastalığı)
- Kanda insülin hormonunun yüksekliği ve açlık ataklarının devamı
- Erkeklerde kanda erkeklik hormonu testosteronun azlığı
- Kanda kalsiyum, selenyum ve mağnezyum azlığı
- Öğünleri atlamak
- Yemekleri zamanında yememek
- Az su içmek
- Alkol kullanmaya devam etmek
Yukarıda
belirtilen durumlardan birisi sizde varsa ona yönelik olarak ENDOKRIN
UZMANI tarafından girişimde bulunmak gerekir. Fazla yemek yiyorsanız
zayıflayamazsınız. Az yediğiniz halde hiç hareket etmiyorsanız yine
problem var demektir. Hareket etmeden zayıflamak mümkün değildir.
Psikolojik problemleriniz ve aşırı stres varsa başarısız olma olasılığı
yüksektir. Bir psikolog veya psikiyatristten yardım almak ve gevşeme
tekniklerini öğrenmek size yardımcı olabilir. Geceleri uyanıyor ve
doğru buzdolabına gidip atıştırmalarda bulunuyorsanız kanınızda insülin
hormonunda yükseklik olma olasılığı vardır. Bunun için uygun ilaçlar
almanız ve diyetinizi ayarlamanız gerekir. Bu amaçla bir endokrinoloji
uzmanına gitmeniz gerekir.
Kilo veremeyen kişilerin bir kısmında tiroid hormon
yetmezliği olabilir. Tiroid hormon yetmezliği kilo vermede zorluk
yaratabilir. Önceden tiroit bezi yetmezliği olanlarda (hipotiroidi veya
Hashimoto hastalığı gibi) kullandıkları ilaçlar az geliyor olabilir. Bu
ilaçların doz ayarlaması için endokrinoloji uzmanı bir doktora
başvurmanız gerekir. Kadınlarda menopoz döneminde de kilo vermede bazı
sıkıntılar olabilir. Menopozdaki kadınlarda doktorunuz sizin durumunuza
göre diyet, ilaç ve egzersiz ayarlaması konusunda yardımcı olabilir.
Polikistik over hastalığı olan kadınlarda da bu durum önceden
bilinmiyorsa diyet tedavisiyle zayıflamada zorluklar olabilir.
Erkeklerde erkeklik hormonu olarak bilinen testosteron hormonunun kanda
az olması da kiloyu artırır ve şişmanlık yapar. Bu eksiklik tedavi ile
düzelmez ise kilo vermek çok zordur.
Yukarıda anlattığım nedenler bize zayıflama diyeti
veya programına başlamadan önce mutlaka bir endokrinoloji uzmanına
muayene olmak için gitmeniz gerektiğini gösterir. Kilolu kişilerin
çoğunda mutlaka hormon bozukluğu vardır. Herhangi bir hormon
bozukluğunun bulunduğu bir durumda bu tetkik ve tedavileri yapmadan
hemen diyete başlamak başarısızlıkla sonuçlanır.
Bu nedenle Endokrin uzmanına danışmadan gelişigüzel bitki ve sebze hapları veya zayiflama ilaçları kullanmayınız.
KAYNAK:
1. Prof Dr Metin Ozata, 99 Sayfada Kilo Yonetimi, ;İş bankası Yayınları, 2007
2. Prof Dr ÖMetin Özata, 99 Sayfada Sağlıklı Beslenme, İş bankası yayını, 2008
3. Prof Dr Metin Ozata, G.İ. Diyeti, Erko yayıncılık, 2007
4. http://www.dietgroup.org
KADINLARDA CİNSEL HORMON YETMEZLİĞİ - HİPOGONADİZM
Bir kızın ergenliğe girmemesi ve adet görmemesi
cinsel organ yetmezliğinden olur. Bu kızlarda adetler başlamaz. 16
yaşına kadar adetlerin başlamaması bir hastalık işaretidir. Bunun
nedeni hipofiz ve hipotalamus hastalıkları olabildiği gibi yumurtalık
hastalıkları da olabilir.
Hipofizdeki bazı tümörler, prolaktin hormon
fazlalığı, beyin travması, hipofiz yetmezliği ve tümörleri nedeniyle
FSH ve LH hormonlarının salgılanamaması nedeniyle yumurtalık faaliyete
geçemez ve adetler başlamaz.
Eğer yumurtalıkta nedeni bilinmeyen yetmezlik varsa adetler yine olmaz.
Tiroid bezinin az veya çok çalışması ve şeker hastalığı da adet bozukluğu yapabilir.
Kadınlarda tek bir adetteki gecikme önemli olmamakla beraber devam eden düzensizlikler önemlidir.
Tıpta primer amenore denilen hastalık normal büyüme
ve gelişme olması ve seks karakterlerinin olmasına rağmen 16 yaşına
kadar hiç adet olmamasıdır.
Hiç adet olamamanın nedeni genellikle genetik veya
anatomik bozukluklar olsa da bazı hormon bozuklukları da buna neden
olabilir.
En sık nedenler şunlardır:
·Kromozom anormallikleri: %50 sini oluşturur.
·Hipotalamusa ait bozukluklar: %20’ni yapar
·Uterus (rahim), serviks (rahim ağzı), ve/veya vajinanın yokluğu: %15’ni oluşturur.
·Vajinada bölme olması ve delik olmayan kızlık zarı: %5,
·Hipofiz hastalıkları: %5
·Geri kalan %5 ise diğer hormon hastalıklarına bağlıdır.
Tanı
Meme gelişimi yok ve FSH hormonu yüksek ise kromozom analizi yapılmalıdır.
Ultrason ile uterus (rahim) ve yumurtalık olup olmadığına bakılmalıdır. Rahim yoksa kromozam analizi yapılmalıdır.
Rahim varsa hormon incelemeleri yapılır. FSH, LH, prolaktin, testosteron, DHEAS, E2 ve TSH düzeylerine bakmalıdır.
FSH ve LH düşük ise beyin MR tetkiki yapılır.
FSH yüksek ise over (yumurtalık) yetmezliği olabilir. Bu durumda da kromozom analizi yapılmalıdır.
Tedavi
Tedavi nedene yönelik olur. Östrojen eksikse ona göre ilaç verilir. Over yetmezliği varsa yine uygun hormonlar verilir.
YUMURTALIK VE HORMONLARI
Erişkin bir kadında yumurtalıklar sağda ve solda
olmak üzere 2 tanedir ve her biri ortalama 7 gram civarındadır.
Yumurtalıklar oval şekilli olup boyutları 2-5x1,5-3x0.6-1.5 cm
civarındadır.
Yumurtalıktan salgılanan başlıca hormonlar östrojen,
progesteron ve androjen denen hormonlardır ve hepsi de kolesterolden
yapılır. Bu hormonların yumurtalıktan salgılanabilmesi için hipofizden
FSH ve LH hormonlarının yeterli ve düzenli olarak salgılanması gerekir.
Östrojen:
Yumurtalıktaki granulosa hücrelerinden salgılanır.
Östrojen hormonu kızlarda boyun uzamasına, kadın tipinin oluşmasına ve
memenin büyümesine katkıda bulunur. Sesin ince olması, dudakların
büyümesi ve kadın tipi kalça oluşmasını östrojen sağlar. Kızlarda
koltuk altı ve genital organ civarındaki kıllanma yumurtalıktan
salgılanan erkek tipi hormonlar (androjenler) sayesinde olur. Östrojen
hormonu kadınları kalp hastalığından korur ve kan kolesterolünü
azaltır.
Overden en fazla salgılanan östrojen E2 denen östradioldür.
Östrojen rahimin (tıp dilindeki adı uterus) büyümesini sağladığı gibi vajenin kaygan olmasına katkıda bulunur.
Adetin 2. ve 3. gününde estrodiol seviyesi 80 pg/ml
den az ise östrojen yetersizliği vardır. Eğer E2 50 pg/ml’den az ise
kesin östrojen eksikliği vardır.
Progesteron:
Yumurtalıktaki corpus luteumdan salgılanır. İki adet
(mens) kanamasının ortasında (ortalama 14. günden) sonra salgılanmaya
başlar yani adet döneminin ikinci dönemi denen luteal fazda salgılanır.
Rahim içi zarın (endometrium) kabarmasını ve salgılayıcı bir hal
almasını, döllenmiş yumurtanın rahimde kalması ve gebeliğin devamı için
gereklidir. Progesteron vücut ısısının artışını da yapar. Progesteron
adet döneminin olmasını sağlar. Östrojenin etkilerini dengeler.
Progesteron vücutta sıvı birikmesi ve şişkinliklerin
önemli bir nedenidir. Bunun nedeni düz kaslarda gevşeme yapması ve
bağırsaklarda bu nedenle gaz oluşmasıdır. Şişkinlik ve gaz şikayeti
olan kadınlar şunları yapmalıdır:
Tuzlu gıdalar yememeli
Yağlı yiyeceklerden ve lifli gıdalardan uzak durmalı
Sık ve az yemeli
Kahvaltı mutlaka yapılmalı
Kafein ve alkol alınmamalı
Egzersiz yapılmalı
Kilo fazla ise verilmeli
Diüretik almamalı
Hormon tetkikleri ve üre bakılmalı
Androjenler:
Yumurtalıklardan erkek tipi etki yapan hormonlardan
DHEA, testosteron, androstenedion adında ve hepsine birden genel isim
olarak androjen denen hormonlar da salgılanır. Bunlar teka
hücrelerinden salgılanır. En fazla salgılanan androstenedion olup bu
hormon daha sonra testosteron hormonuna dönüşür.
Kızlarda Ergenlik:
Kızlarda ergenliğin başlangıç yaşı değişken olsa da
meme gelişimi 10-11 yaşlarında başlar, arkasından koltuk altı ve
genital organ etrafı kıllanması başlar. Düzenli adetlerin başlaması
ergenliğin tamamlandığını gösterir. Memenin gelişmeye başlaması ile
adetlerin başlangıcı arasında ortalama 2 yıl geçer. Adetler başlangıçta
düzensiz olur. Adetlerin başlangıcında sosyoekonomik faktörler, kalıtım
(genetik yapı) etkili olmaktadır. Kilolu kızlar daha erken adet görmeye
başlar. Sporla uğraşan kızlarda, beslenme bozukluğu olanlarda adet
başlangıcı gecikir.
Adetlerin başlamasıyla hipofizden FSH ve LH salgısı artık düzenli ve devamlı olmuştur. Menopozdan sonra FSH ve LH artar
Adetlerin Başlaması (Menstruasyon)
Her sağlıklı erişkin kız veya kadın, bazen
değişmekle beraber 28 günde bir adet görür (bazen 25 günde bir veya 32
günde bir de olur). Her iki adet kanaması arasındaki döneme
memstruasyon dönemi denir. Adet kanaması da ortalama 4 gündür ve bazen
6 gün bazen 2 gün olabilir. Bu dönemin ilk 14 günlük dönemine
folliküler dönem, ikinci 14 günlük döneme luteal dönem veya faz denir.
Her adet döneminin sonunda kanda östrojen ve
progesteron hormonu hızla düşer ve arkasından FSH artmaya başlar. FSH
etkisiyle bu dönemde (ilk folliküler faz) yumurtalık içinde follikül
denen halka şeklinde yapılar oluşur. Bunların içinde yumurta vardır.
Arkasından LH hormonunun etkisiyle östrojen salgılanmaya başlar ve
yumurtlamanın oluştuğu 14. günden önce kanda östrojen hızla yükselir ve
yumurtlamadan sonra düşer. Yumurtlamadan 16 saat önce kanda LH hızla
artar. Follikül yırtılır ve içindeki yumurta dışarı çıkar. Budan sonra
progesteron hormonu salgılanmaya başlar. Progesteron hormonunun
etkisiyle yani yumurtlama olduktan sonra vücut ısısı 0.3-0.5 C artar.
Bu artış adet kanaması oluncaya kadar devam eder. Kanama olunca normale
gelir.
Rahim içini saran veya döşeyen endometrium isimli
zarda bu dönemde önemli değişiklikler oluşur. Bu zar spiral arterler
(temiz kan damarı) le beslenir. Eğer yumurtalık salgılandıktan sonra
gebelik olmaz ise bu damarların kasılmasıyla endometrium zarı dökülür
ve kanama oluşur ve adet meydana gelir.
|