|
KİLO VERMEK
KİLO VERMEK
Kilo vermemin formda olma dışında sağlık üzerine de faydaları vardır.
Fazla kilolu bir kişide kalp hastalığına yakalanma
riski, bel çevresi ve VKİ’e göre yapılır. Bel çevresi genişledikçe kalp
hastalığına yakalanma riski artar. Bel çevresi erkekte 102 cm’den
kadında 88 cm’den fazla ise, kalp hastalığına yakalanma riski yüksek
demektir. Bel çevresi ne olursa olsun VKİ >35 kg/m2 ise yine kalp
hastalığı riski yüksektir.
Fazla kiloluluk sadece kişinin fiziksel görüntüsünü bozmakla kalmaz aynı zamanda birçok hastalığa neden olur.
Fazla kilonun neden olduğu kalp, tansiyon ve şeker hastalığı yaşamı kısaltan önemli hastalıklardır.
Kadınlarda 18 yaşından, erkeklerde ise 20 yaşından
sonra kilo alınması şeker hastalığı riskini artırmaktadır. Kilo alımı
ile hipertansiyon arasında da kuvvetli bir ilişki vardır. Fazla kilolu
hastaların %60’ında hipertansiyon vardır.
Fazla kilolu kişilerde kalp ve damar hastalıklarından dolayı ölüm oranı fazla kilolu olmayan kişilere göre 4 kat fazladır.
Fazla kilolu hastalarda safra kesesi taşı, safra kesesi iltihabı, karaciğer yağlanması ve reflü özofajit
denen midedeki asidin yemek borusuna kaçması hastalığı daha sık
görülür. Safra kesesi taşı, fazla kilolu hastalarda fazla kilolu
olmayanlara göre 3 kat daha fazla oluşur.
Uykuda nefes durması da (apne) fazla
kilolularda sık görülür. Bu hastalarda uyku sırasında üst solunum
yollarındaki tıkanma nedeniyle nefes kesilir ve bu nedenle hasta gece
uyuyamaz ve gündüz uykulu vaziyette dolaşır. Astım ve solunum yolu
enfeksiyonları da fazla kilolularda daha sık görülür.
Bazı kanserler fazla kilolu kişilerde daha fazla
görülür. Kadınlarda meme, rahim ve safra kesesi kanseri, erkeklerde ise
kalınbağırsak, rektum ve prostat kanser sıklığı fazladır .
Fazla kilolu kadınlarda adetlerde düzensizlik ve
yumurtlamada bozukluklar olur. Bu nedenle çocuk yapma şansı azalır.
Yukarıda sözünü ettiğimiz, yumurtalarda kistlerin ortaya çıktığı polikistik over sendromu
fazla kilolu kadınlarda daha sık ortaya çıkar. Erkeklerde ise cinsel
istekte ve testosteron düzeylerinde azalma gözlenir. Kadınlarda ise
kanda erkeklik hormonu olarak bilinen testosteron hormonunda artış ve
buna bağlı olarak tüylenme görülebilir.
Fazla kilolu kişilerde özgüvende azalma, aşağılık
duygusu, sosyal yaşamdan uzaklaşma, sıkıntı, anksiyete ve depresyon
gibi psikolojik bozukluklar sık görülür.
Ciltte bakteri veya mantarların yol açtığı iltihap
ve çatlamalar, fazla kilolu kişilerde daha fazla olur. Sellülit ve kıl
kökü iltihabı da fazla kilolu kişilerde fazladır.
Fazla kilolu kişilerde, dizlerde ve kalça ekleminde kireçlenme, topuk dikeni, gut ve bel ağrıları daha sık görülür.
Fazla kilolu hastalarda, birlikte ortaya çıkan şeker hastalığı ve tansiyon yüksekliği nedeniyle daha fazla felç görülür.
Fazla kilolu kadınlarda, gebelik süresince tansiyon yükselmesi, iri bebek doğurma ve doğum sırasında zorluk daha sıktır.
Fazla kilolu kişilerde ameliyatlar daha tehlikeli
veya risklidir. Ameliyat sonrası yara iyileşmesinde gecikme, yara
enfeksiyonu, bacak damarlarında pıhtılaşma, akciğere pıhtı atması ve
zatürre daha sık görülür.
Varis, bacak toplar damarlarında kan birikmesi ve ödem daha sıktır.
Şişman bir kişinin kilo vermesi onun ömrünü uzatır ve hastalıklara yakalanma riskini büyük ölçüde azaltır.
10 kg’lık kilo kaybıyla ölüm riski %20’den fazla azalmaktadır. Yine 10 Kg’lık bir zayıflama büyük tansiyonda 1 cmHg, diastolik
yani küçük tansiyonda 2 cmHg’lık azalma olmaktadır. Verilen her 1 kg
ile büyük ve küçük tansiyonda 0.1 mmHg azalma olmaktadır. Şeker
hastalığı varsa 10 Kg zayıflayınca açlık kan şekerinde %50 oranında
azalma olmaktadır.
1 kg zayıflamakla kandaki toplam kolesterol düzeyinde 2.28 mg/dl, LDL-kolesterol denen kötü kolesterolde 0.91 mg/dl ve trigliserid denen bir başka yağ türünde 1.54 mg/dl düşme olmaktadır.
Kilo verildiğinde, kan dolaşımındaki, kalp hastalığına neden olan C-reaktif protein (CRP)
adı verilen iltihap yapıcı proteinler ile kan pıhtılaşmasını artırarak
kalp krizine neden olan proteinlerde de ciddi azalmalar olur.
Görüldüğü gibi kilo vermek yaşamı uzatmakta,
tannsiyonu düzeltmekte, yüksek olan kan yağlarını ve şekerini
düşürmektedir. O halde zayıflamanın bu faydalarından yararlanmak için
sağlıklı beslenme ve spor ile fazla kiloları vermek için uğraşmalıyız.
LAHANA ÇORBASI DİYETİ KİLO VERMEK
Son zamanlarda internette yurtiçi ve yurtdışında
lahana çorbası diyeti ile zayıflamanın mümkün olduğuna dair yazılar ve
lahana kapsulleri populer olmuştur.
Şurası bir gerçek ki bu konuda yapılmış klinik bir araştırma ve bilimsel bir veri yoktur.
Lahana çorbası diyetinde bir hafta boyunca limitsiz
olarak lahana çorbası içilmesi önerilmekte ve bir haftada 7-8 Kg
verildiği iddia edilmektedir. Eğer bu diyetle bir haftada 7-8 Kg
veriliyorsa bu verilen kilolar bir haftada verilen su kaybından başka
bir şey değildir. Kalıcı kilo kaybı oluşmaz. Sonra tekrar kilo
alırsınız.
Bir kişinin yarım kilo vermesi için fazladan
3000-3500 kalori harcaması gerekir. Bunu gerçekleştirmek için az yemeli
ve fazla spor yapmalıdır.
Bu diyette genellikle lahana, domates, yeşil biber,
havuç, soğan, mantar ve meyve suları vardır. Bu çorbadan günde bir kase
içmek faydalı olabilir ancak sınırsız olarak tüketmek sağlığa zarar
verebilir.
Bu diyetin en önemli sakıncası içinde protein ve
karbonhidrat olmamasıdır. Bu diyet özellikle Şeker Hastalarında zararlı
olabilir. Yeteri kadar besin içermeyen bu diyet ile vücutta bir çok
rahatsızlıklar oluşabilir. Bu şekilde bir beslenme ile ilk hafta su
kaybından dolayı kilo verseniz bile eski beslenmenize donunce kiloları
çabucak alırsınız. Bir diyetin sağlıklı olması onun devam ettirilebilir
olmasına bağlıdır. Lahananın fazla alınması da ayrıca gaz yapar. Bu tur
diyetlerle verilen kilolar çabucak geri alınır.
Bunun yanında günlük beslenmede lahana kullanmak
faydalıdır. Lahana da lif yani posa, C vitamini, anti-kanserojen
maddeler, folik asit ve A vitamini vardır. Bir bardak kadar pişirilmiş
lahanada 20-30 kalori vardır. Lahana kalorisinin az olması ve doygunluk
vermesi nedeniyle tercih edilebilir. Ancak hergün lahana veya çorbası
yemek dengesiz beslenmeye ve hastalıklara davetiye çıkarır.
Zayiflayamamanin altinda yatan nedenler insulin
hormon yuksekligi, tiroid-guatr hastaligi, yumurtalik
kistleri-polikistik over, prolaktin hormon yuksekligi gibi hormon
bozukluklaridir.. Bunlarin degerlendirilmesi yapilmadan ve tedavi
edilmeden kilo veremezsiniz.
EN SAĞLIKLI DİYET GLİSEMİK İNDEKS DİYETİDİR
Zayıflamak isteyen kişilerin glisemik indeksi (Gİ)
düşük gıdalarla beslenmesi gerekir. Glisemik indeksi (şeker yükü)
yüksek olan gıdalar yani rafine edilmiş şekerler, nişastalı yiyecekler,
baklava, börek, reçel ve patatesin çok az yenmesi gerekir. Kişilerin
her gıdanın glisemik indeksini ayrı ayrı bilmesi çok zor ise de,
zayıflamak isteyen bir kişinin bazı gıdaların bu özelliğini bilmesi
gerekir. Her türden şeker, bal, reçel, muhallebi ve keşkül gibi sütlü
tatlılar, baklava ve kadayıf gibi irmikli ve unlu tatlılar,
meşrubatlar, çikolata, bazı meyve suları, meyve kompostoları, bira,
tatlı kekler, kurabiyeler, bisküviler ve tatlı pudingler fazla miktarda
basit karbonhidrat (şeker) içerirler ve glisemik indeksleri (şeker
yükü) yüksektir. Bu tür şekerlerden uzak durulmalı, beyaz ekmek, beyaz
pirinç ve patates gibi şeker yükü fazla olan gıdalar az tüketilmelidir.
Tüketilmesi önerilen düşük şeker yüklü gıdalar ise, yulaf, kuru
baklagiller, kepek ekmeği ve tam buğday ekmeğidir.
Cabuk sinirlenme, terleme, depresyon, huzursuzluk,
acikma, tatli istegi varsa ve diyetle kilo veremiyorsaniz insulin
hormonunuz bozuktur. Diyetle kilo verseniz bile hizla kilo alirsiniz.
Bu durumun tedavisi uygun ilaclarla yapilabilmektedir. Once hormon
analizi yaptirmaniz gerekir. Piyasada veya internette satilan zayiflama
haplari, bitki, sebze ve meyve haplari yerine once hormonlarinizi
olcturun. Kilolu kisilerin hemen hepsinde hormon bozuklugu vardir.
Bunun saptanip tedavi edilmesi gerekir. Aksi taktirde uygulayacaginiz
diyet veya kullanacaginiz luzumsuz haplar sizde kilo kaybi
yapmayacaktir.
Glisemik İndeksle İlgili Bazı Pratik Noktalar:
Karbonhidratları seçerken düşük glisemik indeksli olanları seçmek gerekmektedir.
1.Rafine karbonhidratlar yani beyaz un ve rafine tahıldan yapılmış karbonhidratlar yüksek glisemik indekslidir.
2.Beyaz ekmek yüksek glisemik indekslidir.Tam buğday veya kepek az GI’lidir.
3. Diyetteki lif oranı artınca GI’i azalır.
4.Karbonhidrat içinde amiloz ve amilopektin vardır.
Amilopektin fazlaysa kan şekeri daha çok artar Amilopektini fazla
olanlar ekmek, beyaz patates, beyaz un, amiloz içerenler ise tam
tahıllar,hububatlar ve tatlı patatestir.
5. Rafine olanlar rafine olmayanlardan daha fazla
glisemik indeksi artırır. Rafine demek işlenmiş fabrikaya girmiş gıda
demektir. Rafine olan karbonhidratlar beyaz ekmek, beyaz pirinç,
kurabiye,meyve suları, şekerlerdir. Rafine olmayanlar doğal halde
bulunanlar olup GI’i düşüktür. Bunlar daha fazla lif veya posa içerir.
Örnek olarak sebze meyve, badem, ceviz, bezelye verilebilir.
Düşük Glisemik İndeksli Beslenmenin Faydaları
Yüksek glisemik indeksli (GI) yiyecekler, düşük GI
yiyeceklere göre tokluk kan şekerinde ve yemek sonrası 2 saatlik kan
şekeri cevabında daha çok artışa neden olurlar. Dünya Sağlık Örgütü
sağlıklı yaşam için nişasta içermeyen polisakkaritlerden oluşan, düşük
GI’li karbonhidrat ağırlıklı diyetin (Enerjinin %55’inden fazlası
karbonhidrattan) tüketilmesini desteklemektedir.
Besinlerin kısa süreli doyurucu etkileri
incelendiğinde düşük GI’li besinlerin yüksek olanlara göre daha
doyurucu olduğu bulunmuştur. Yüksek GI ‘li öğünler, düşük GI’li
öğünlerle karşılaştırıldığında yemek sonrası dönemde, kan şekerinde
daha fazla yükselme ve düşmeye ve insülin düzeylerinde daha fazla
artışa sebep olurlar. Sonuç olarak ileri saatlerde yağ asitlerinde ve
kan şekerinde daha fazla düşüşe ve acıkmaya neden olurlar. Düşük GI li
gıdalarla ise insülin fazla yükselmediğinden kan şekeri fazla düşmez ve
açlık olmaz.
Düşük GI’li besinlerin tüketilmesinin obez
çocuklarda vücut kitle indekslerinde (kilolarında) daha fazla azalmaya
neden olduğu bildirilmiştir.
Düşük GI’li diyetin obezite, kolon kanseri ve meme
kanseri gelişiminde de koruyucu olduğu gösterilmiştir Düşük GI’li ve
yüksek lifli besinler diyabetli bireylerde tokluk kan şekeri ve kilo
kontrolünde düzelmeye yol açtığı için Kanada Diyabet Derneği,
Avustralya Diyetisyen Cemiyeti, Avrupa Diyabet Çalışma Cemiyeti
tarafından önerilmektedirler.
Glisemik indeksi düşük gıdalarla beslenince insülin
hormonunda azalma ve enerji artması oluştuğu gibi yağ depolanması
azalır ve mevcut yağlar yakılmaya başlar. Sonuçta da kilo kaybı oluşur.
Düşük GI’li beslenme kilo kaybını 2 mekanizmayla yapar:
1. Doygunluğu artırarak
2. Yağların yakılmasını artırarak
Düşük GI’li gıdalar yüksek GI’li gıdalara göre daha
uzun süre tok tutarlar ve bu nedenle sonraki öğünde daha az yemeyi
sağlarlar. Bir yemekteki GI oranını % 50 artırdığınızda doygunluk
hissinde % 50 azalma olmaktadır. Doygunluk hissindeki bu artış
bağırsaktan salgılanan kolesistokinin hormonunun düşük GI li diyetle
daha fazla artış göstermesine bağlıdır.
Diğer diyetlere karşılık bu Gİ diyetinin faydalı
olmasının nedeni insülin direncini kırmasıdır. 1200 kalorinin altında
diyet yapmak insülin direncini arttırır ve kilo aldırır. Kilo vermek
için acıkmanın ve tatlıya saldırmanın önlenmesi gerekir. Bunun yolu da
düşük glisemik indeksli gıdalarla beslenmekten geçmektedir.
Diyetteki yağı azaltmakla veya toplam kaloriyi çok
azaltmakla veya karbonhidrat miktarını çok azaltmakla açlık hissi
baskılanamaz ve tekrar kilo alırsınız. Düşük glisemik indeksli
beslenmede aç kalma veya özel bir beslenme şekli, yani bir gıdaya
dayalı beslenme, yoktur.
Düşük glisemik indeksli beslenme ile
1. Yemeklerden sonra oluşan uyku basması, öğleden
sonraları oluşan enerji kaybı, halsizlik yok olur. Enerji kaybı veya
halsizlik yemek sonrası oluşan insülin ve şekerdeki dalgalanmalardan
kaynaklanmaktadır. Beyine yeterli glukoz geldiğinden konsantre
olursunuz. ve yorgunluğunuz ortadan kalkar.
2.Tip 2 diyabet, kalp hastalığı, tansiyon, depresyon ve bazı kanserler önlenir.
3.İyi uyku uyursunuz.
4. Acıkma nöbetleri azalır ve kalkar
Normalde acıkma vücudun yemek ihtiyacı olunca ortaya
çıkan bir durumdur. Ancak acıkmanın vücudun ihtiyacı olmadığı
zamanlarda oluşması normal değildir. Bu nedenle de ihtiyaç olmadan
yemek yenildiği için kilo alınır. Normal olmayan bu acıkma atakları
kandaki insülinin dalgalanmasından oluşur. Yüksek Gİ’li karbonhidrat
yenince kan şekeri ve insülin hızla yükselir ve sonra kan şekerini
hızla normalin altına indirir ve tekrar acıkma oluşur. Tekrar tatlı bir
şeyler yerseniz aynı durum tekrar eder gider. Eğer bu acıkmalar
sırasında yüksek GI’li gıda yerine düşük GI’li gıda yenirse acıkma
nöbetleri azalmaya başlar.
Acıkma ataklarını stres de artırabilmektedir. Stres
artınca tatlı gıdalara yönelme olmasının nedeni beyindeki serotonin
denen mutluluk hormonunun bu gıdalarla artması yüzündendir. Stresle
artan kortizol hormonu da serotonini azaltmaktadır. İyi uyuyamayan
kişilerde de acıkma atakları olma nedeni serotonin azlığındandır
|