PROF DR METİN ÖZATA
ZAYIFLAMA DIYET METABOLIZMA KILO VERME
Ana Sayfa      SISMANLIK

ŞİŞMANLIK

ŞİŞMANLIK

Günlük yaşantımızda bize basit gibi gelen yemek yemeye başlama ve doygunluk hissi duyarak yemeği kesmemiz, aslında üzerinde uzun yıllardır araştırma yapılan ve hâlâ önemli bir kısmı tam anlamıyla bilinmeyen bir olaydır. Yemeğe başlama olayında öğrenilmiş davranışlar, vücuttan gelen uyarılar, psikolojik etkiler, gıdanın görünümü, kokusu, lezzeti, sosyal ortam ve çevre değişiklikleri etkindir ve bunların hiçbirinin hormonlarla ilgisi yoktur. İnsanlar açlık hissi duymadan da yemek yemektedirler.
Aslında yemeye başlamamız, daha çok öğrenilmiş bir olaydır. Yemeğin sonlandırılması ise hormonlarla sağlanır. Yemek yedikten sonra midenin şişerek gerilmesi ve bağırsaklardan salgılanan hormonlar doygunluk hissi yaratarak yemeği sonlandırırlar.
Alınan gıdanın içeriği de tokluk hissinde etkili olur. Proteinler daha fazla tokluk hissi verirken, yağlar fazla doygunluk sağlamaz. Tersine, yemeğin yağlı olması, yemeğin tadını artırarak daha fazla yemek yenmesine yol açar. Posalı gıdalar ise kişileri daha fazla tok tutar.

Gıda alımının başlaması, devam etmesi ve sonlandırılması vücudumuzdan beynimize gelen bazı uyarıların etkisiyle olur. Bu sinyal veya uyarılardan bazıları şunlardır:

· Beynimizin hipotalamus bölgesinden salgılanan bazı hormonların iştah üzerinde yaptığı etkiler
· Yemek yiyince kanda artan insülin hormonunun beyinde yaptığı etkiler
· Yağ dokularından salgılanan ve beyine etki eden leptin hormonu
· Kan şekerinin azalması veya artması beyine etki ederek iştahı azaltır veya artırır
· Vücudumuzdaki sinir dokularıyla beyine ulaştırılan iştah ile ilgili bazı sinyaller
· Mide ve bağırsaklardan salgılanan bazı hormonların beyine etki etmesi

Yukarıda belirtildiği gibi gerek beyinden salgılanan hormonlar gerekse bağırsaklarımızdan salgılanan bazı hormonlar yeme olayında etkili olmaktadır. Bu nedenle yeme olayının başlaması ve sonlandırılması çok karmaşık bir olaydır.

Kandaki şeker düzeyinde geçici bir azalma, beyindeki bazı bölgeleri harekete geçirerek yeme davranışını başlatmaktadır. Ancak kandaki şeker düşüklüğünün beyin tarafından nasıl saptandığı henüz tam olarak bilinmemektedir.

Tüm bu sinyallerin karmaşık etkisiyle gıda alımında düzenleme ve böylece yeme davranışı oluşur. Bu sinyallerdeki küçük bir hata, aşırı beslenmeye yol açarak kilo alınmasına neden olmaktadır.

Beynimizin hipotalamus bölgesinde, iştahın düzenlenmesinde rol alan hormonlar daha yeni ortaya çıkarılabilmiştir, ancak her geçen gün bu bölgeden salgılanan yeni bir hormon saptanmaktadır.

Beynimizde Bulunan Açlık ve Tokluk Merkezleri

Beynimizin hipotalamus bölgesinde ‘arkuat nukleus’ denen bir bölge vardır ve bu bölge vücudumuzdan gelen uyarı veya sinyalleri alan ve bunları beynin diğer merkezlerine yönlendiren ve beslenmeyi düzenleyen bir doyum merkezidir. Beynimizin bu bölgesine vücudumuzdan salgılanarak buraya kan yoluyla gelen leptin ve insülin gibi hormonlar etki ederek iştah üzerinde etkili olurlar. Hipotalamus’un yan bölümleri ise bir yemek yeme merkezidir ve bu merkezin hasara uğraması durumunda açlık, aşırı yeme ve sonunda fazla kiloluluk ortaya çıkar.

Açlık ve Tokluk Sırasında Salgılanan Hormonlar

Hormonlarla ilgili yeni keşifler, insanların nasıl acıktığı veya nasıl tokluk duyduğunu daha iyi anlamamızı sağlamıştır. Bununla birlikte insanların neden yemek yediği, bu hormonlarla kısmen açıklanabilmektedir. İnsanlar vücut ihtiyaç duyduğu için, psikolojik nedenlerle veya bilinmeyen başka nedenlerle yemek yerler.

En azından bir düzine hormon açlık ve tokluk hissi yaratmaktadır. Son yapılan keşifler kalın bağırsaktan salgılanan PYY3-36 isimli bir hormonun doygunluk hissi verdiğini, mideden salgılanan Ghrelin isimli hormonun yemek öncesi kanda hızla artarak yemeyi başlattığını göstermiştir. Yağ hücrelerinden salgılanan leptin isimli hormon ise iştah konusunda ve kilo alıp vermede insülin hormonu ile birlikte kilit bir rol oynamaktadır. Bu hormonları kontrol edebilirsek kilo vermede veya fazla kilolu olmanın tedavisinde büyük adımlar atılmış olacaktır.

İnsanların bir kısmı tok olduğu halde, yemeye devam ettiği gibi, huzursuz olduğunda, stresli olduğunda veya üzgün olduğunda da yemek yer. Ancak şeker yükü fazla olan ve kan şekerini ve insülin hormonunu kanda hızla yükselten beyaz ekmek, beyaz pirinç pilavı, kurabiye gibi gıdalar, yendikten kısa bir süre sonra tekrar acıkmaya neden olmaktadır. Bu gıdalar yendikten sonra kanda yükselen insülin hormonu kan şekerini daha fazla düşürerek açlık hissi duymamıza neden olmaktadır. Karbonhidrat, yağ ve protein gibi gıdalar arasında, en fazla tokluk hissi veren proteinlerdir. İştahın veya tat almanın oluşmasında genlerimizin rolü de büyüktür. Bazı bilim adamları ise insanların her gün aynı hacimde gıda aldığını, bu nedenle gıda hacminin posalı gıdalar, meyve ve sebzelerden oluşmasının kilo kaybında önemli olduğunu ileri sürmektedirler.

Açlık durumunda hormonlarımızda da bazı değişiklikler olmaktadır. Açlık durumunda kandaki şeker düşünce böbrek üstü bezinden adrenalin hormonu salgılanır. Arkasından pankreas bezinden glukagon isimli hormon salgılanır. Bu hormonlar yani adrenalin ve glukagon karaciğer ve kaslarda depolanmış olan şekerin kana karışmasını sağlarlar ve kan şekeri daha fazla düşmez. Ancak glikojen dediğimiz bu glikoz depoları biterse kan şekeri düşmeye başlar. Düşen şeker bu depo şekerden karşılandığı gibi proteinlerin şekere dönüştürülmesi ile de dengelenmeye çalışılır. Ancak vücudumuzdaki yağlardan şekere dönüşüm olmaz. Burası çok ilginçtir. Kandaki şeker fazla olunca yağ halinde depolandığı halde, yağlar şeker haline dönüşemez. Bu nedenle şeker azlığının olduğu uzun açlıklarda bu defa yağ asitleri yanmaya başlar. Bu arada kandaki insülin ve leptin hormonu da azalır. Bu yağ asitleri yanınca vücudumuzda keton denen başka yağ asitleri oluşur ve beynin çalışması için bunlar kullanılmaya başlar. Vücutta artan ketonlar da açlık hissini artırır.

Beyinde Oluşan, Mutluluk ve Doygunluk Hazzı Veren Serotonin Hormonu:

İştah ve uykunun düzenlenmesinde rol oynayan çok önemli bir hormon olan serotonin beyinde salgılanır. Yediğimiz karbonhidratlar insülin salgılanmasını uyarırken, serotonin hormonunda da geçici olarak aşırı bir salınmaya neden olurlar. Beyinde serotonin azalınca tatlı şeylere hücum eder, tatlı yemek isteriz. Özellikle çikolatada bol bulunan triptofan isimli aminoasit beyinde serotonine dönüşerek mutluluk verir. Atıştırma ile pankreas bezinden insülin salınır ve bu insülin serotoninin geçici olarak yükselmesini sağlar. Böylece fazla kiloluluk için bir tuzak olan bu atıştırmalar kilo almaya neden olur. Bu nedenle insülin ve serotoninin kontrol altına alınması kilo kaybı açısından çok önemlidir. Stresli durumlarda da beyindeki serotonin azalır ve daha fazla serotonine ihtiyaç duyulduğundan atıştırmalar başlar. Bu nedenle kilo vermek isteyen kişiler düzenli bir serotonin salgısı için düzenli uyumalı ve stresten uzak durmalıdır.

 
 
ŞİŞMANLIĞIN (OBEZİTE) GENETİK NEDENLERİ

ŞİŞMANLIĞIN GENETİK NEDENLERİ VE TÜRKİYE’DEKİ ŞİŞMANLARDA SAPTADIĞIMIZ GENETİK BOZUKLUKLAR


Şişmanlık ve Genetik:
Yapılan bilimsel çalışmalar vücut ağırlığında %30-70 oranındaki değişikliklerin, genetik faktörlere bağlı olduğunu göstermiştir.
Anne ve babası şişman olan çocukların %25’inin şişman olması kalıtım veya genetiğin şişmanlığın ortaya çıkmasında ne kadar önemli olduğunu gösterir. Şişman bir kişinin çocuklarının şişman olma olasılığı şişman olmayan bir kişiye göre 2-3 kat daha fazladır.
Toplumda sık görülen şişmanlığın %90-95’i birçok gendeki bozukluğa bağlıdır yani tıp dilindeki ismiyle polijeniktir. Tek bir gendeki bozukluğa bağlı olarak gelişen şişmanlık ise, toplumda % 5-6 oranında görülür.
İnsanlarda şişmanlığa neden olan önemli genler henüz bilinmemektedir. Çeşitli ülkelerde, şişmanlığa neden olan genleri bulma amacıyla gen taramaları devam etmektedir. Şişmanlığa neden olan genler ortaya çıkarıldığında şişmanlığın tedavisinde büyük atılımların olacağına inanılmaktadır.


Akraba Evliliği Ölümcül Şişmanlığın En Önemli Nedenidir:
Genetik bozukluğa bağlı ölümcül şişmalık veya şiddetli şişmanlık şimdiye kadar 6 gende saptanmıştır ve bunlar dünyada sadece 5-6 aileyi oluşturmaktadır. Bu ailelerin en önemli özelliği ise akraba evliliklerin çok sık olmasıdır. Ölümcül şişmanlığa neden olan akraba evliliklerin önlenmesi ülkemiz için de çok önemlidir.

Gen Bozukluğuna Bağlı Şişmanlıktan Öğrendiklerimiz:

Gen bozukluğuna bağlı şişmanlarda yapılan araştırmalar beynimizin hipotalamus adı verilen bölgesinden salgılanan bazı hormonların iştah ve enerji harcanmasında (kalorileri yakmamızda) çok önemli olduğunu göstermiştir. Bu gen bozuklukları belirlenirken, yağ dokusundan salgılanan leptin isimli hormonun iştah üzerinde ve seks hormonlarının düzenlenmesinde ne kadar önemli olduğu da ortaya çıkmıştır. Bu çalışmalar yağ dokusu fazlalığının da azlığının da sağlığa zararlı olduğunu ortaya koymuştur. Aşırı egzersiz yapan veya maraton koşan bayan atletlerde görülen adet bozukluğunun yağ dokusundan salgılanan leptin hormonun azalmasından ileri geldiği de bu şekilde ortaya çıkmıştır. Belirlenen bu genetik bozukluklar sayesinde yeni ilaç geliştirme çalışmaları başlamıştır; önümüzdeki 10 yıl içinde şişmanlık tedavisinde kullanılabilecek yeni ilaçların da ortaya çıkması beklenmektedir.

Türkiye’deki Şişmanlarda Saptadığımız Genetik Bozukluklar ve Leptin Hormonunun Önemi

1997 yılından bu yana Türkiye’deki şişmanlarda genetik bozuklukları saptamak için çalışma arkadaşlarımla beraber bir dizi bilimsel araştırma yapma olanağım oldu. Bu araştırmalarımız Türkiye’deki aşırı derecede şişman hastaların %4-5’inde melanokortin 4 gen bozukluğu olduğunu ortaya koymuştur. Bu araştırmalarımız sırasında dünyada ilk kez bir Türk ailesinde leptin hormon yetmezliğine bağlı olarak oluşan şişmanlık saptadım.. Bu ailede yapılan leptin hormon tedavisi çok güzel sonuçlar ortaya koydu ve şişman hastalar normal kilolarına kadar zayıfladılar. Yine bu araştırmalarım sırasında şişman kişilerin % 5-6’sında leptin hormonun az salgılandığını saptadım. Kanlarında leptin hormonu düşük şişman kişilerin leptin hormonu ile tedavi edilme olanağı vardır. Bununla birlikte leptin hormonu şu an ilaç olarak piyasada bulunmamaktadır. Yakın gelecekte piyasada satılacağını sanıyorum. Bu nedenle şişmanlarda leptin hormonunu ölçmek faydalı olacaktır.

Dünyada İlk Kez Bir Türk Ailesinde Erişkin Yaştaki Şişmanlarda Saptadığım Leptin Gen Bozukluğu:
Leptin hormonu beyaz yağ dokusundan salgılanan ve dolaşıma girerek beyine kadar ulaşıp orada yaptığı etkiyle iştahı azaltan bir hormondur. Leptin gen bozukluğu durumunda ise kana leptin hormonu verilemez ve bir leptin hormon eksikliği oluşur. Kanda leptin hormonu düşük olunca kişinin iştahı artar ve aşırı yemek yiyerek şişmanlar.
Leptin gen bozukluğunu akraba evliliğinin çok sık rastlandığı bir Türk ailede dünyada ilk kez saptadık. Bu hastalarda, 150 kiloya yakın bir şişmanlık, seks hormonlarında yetersizlik ve buna bağlı olarak adet bozukluğu, seks organlarında gelişim yetersizliği, ergenliğe girememe, şeker hastalığı ve birçok hormon bozukluğu saptandı. Bu hastaların seks hormonlarındaki yetersizlik ve ergenliğe girememe sorununun incelenmesiyle varılan sonuçlar, dünyada ilk kez, yağ dokusundan salgılanan leptin isimli hormonun, insanlarda ergenliğe girme ve seks hormonlarının düzenlenmesinde ne denli önemli olduğunu ortaya koymuş oldu. Yağ dokusu fazlalığının zararları yanında salgıladığı bazı hormonlarla yaşamımız için ne kadar önemli olduğu da ortaya çıkmış oldu.
Çalışmalarımızın sonuçları leptin yetmezliğinin birçok hormon bozukluğuna ve vücut direncinin azalmasına neden olduğunu da göstermiştir. İncelenen ailede 7 şişman çocuğun erken yaşlarda öldüğü de göz önüne alınırsa, leptin hormonunun yaşam için ne kadar gerekli olduğu ortaya çıkmaktadır.

BİR AİLEDE MC4R gen mutasyonu saptadık.

 
ŞİŞMANLIK (OBEZİTE) SIKLIĞI VE ÇOCUKLARDA ŞİŞMANLIK

Şişmanlık Vücudumuzda Aşırı Yağ Birikmesidir:

Şişmanlık vücudumuzda aşırı miktarda yağ birikmesidir. Ağırlığı fazla olan kişilerin hepsi şişman olarak kabul edilmez. Bazı kişilerde kas gelişimi fazlaysa bu da ağırlığı artırır. Bu nedenle şişmanlık ile ağırlık aynı anlama gelmemektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şişmanlığı ‘vücutta sağlığı bozacak ölçüde anormal veya aşırı miktarda yağ birikmesi’ olarak tanımlamıştır. 18 yaşındaki erkeklerde vücut ağırlığının %15-18’ini, kızlarda ise %20-25’ini yağ oluşturur; erkeklerde bu oran %25’i kadınlarda ise %30-35’i aşarsa şişmanlık ortaya çıkar.
Şişmanlığın tıp dilindeki adı ‘obezite’dir. Nedeni tam olarak açıklığa kavuşturulamamış olmakla beraber, şişmanlığın oluşumunda anne ve babamızdan aldığımız genetik yük, yaktığımızdan fazla gıda almak ve hareketsizlik önemli rol oynar.
Şişmanlık, gerek ülkemizde gerekse diğer ülkelerde, en önemli sağlık problemlerinden biridir ve salgın bir hastalık halini almıştır. Şişmanlık, sadece şeker, kalp ve damar hastalıkları ve tansiyon yüksekliğine neden olmakla kalmaz, ömrümüzü de kısaltır.

Şişmanlık, Tekrarlayıcı ve Süregen (Kronik) Bir Hastalıktır:

Şişmanlık, çok eski çağlarda bir hastalık olarak algılanmamakta, hatta sağlık ve güç simgesi olarak görülmekteydi. Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen eski çağlara ait kadın heykellerinin hep şişman olması bu inanışın güzel bir örneğidir. Ancak şişmanlığın bir hastalık olduğu, yapılan birçok bilimsel araştırma ile ortaya konmuş bir gerçektir artık.
. Bazı kişilerin durmadan kilo alıp verdiğini görürsünüz. Kilo veren kişi düzenli beslenme uygulamaz veya egzersizi azaltırsa tekrar kilo alır. Bu nedenle şişmanlık, tekrarlama özelliği olan bir hastalık olarak tanımlanmaktadır.
Başka hastalıklar gibi, şişmanlığın da nedeni vardır ve çoğu şişman hastada bu nedenin, aşırı beslenme ve alınan enerjiyi harcayamama olduğu gözlenir. Yakılamayan enerji vücutta yağ olarak birikir.
Diğer hastalıklar gibi şişmanlığın da bir oluşma mekanizması vardır ve bu mekanizma, yağ hücrelerinden salgılanan leptin isimli hormonun, beyinle ilişkisinin bozulması yani etkisini gösterememesine dayanmaktadır. Alınan enerji ile harcanan enerji arasındaki ilişkiyi, leptin hormonu sağlamakta ve bu hormonun az salgılanması da çok salgılanması da şişmanlığa neden olmaktadır. Özetle şişmanlarda yağ dokusundan salgılanan leptin hormonu iyi çalışmamaktadır.
Diğer hastalıklar gibi şişmanlıkta da patolojik bir bozukluk, yani vücuttaki dokularda anormal bir durum söz konusudur. Şişmanlıktaki bu patolojik bozukluk, yağ hücrelerinin büyümesi, bu hücrelerde aşırı yağ birikmesi ve yağla dolan hücrelerde daha fazla yağ depolanamayınca, fazla yağların kaslarda ve karaciğerde birikmesi ve kan dolaşımında fazla miktarda yağ asitlerinin ortaya çıkması durumudur. Bir başka deyişle şişmanlıkta, yağ hücrelerinin yanında, kaslardaki, karaciğerdeki ve kan dolaşımındaki yağ miktarı da artar.
Diğer hastalıklarda olduğu gibi, şişmanlığın da tedavisi vardır ve bu tedavi, alınan gıdayı azaltmak ve hareketi artırarmak veya spor yapmak esasına dayanır. Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı, artık şişmanlığı bir hastalık olarak kabul etmekteyiz.

Şişmanlığın Dünyada Görülme Sıklığı:

Şişmanlık, tüm dünyada yaygın bir sağlık sorunudur. Gelişmiş Batı ülkelerinde daha yaygındır ve bu ülkelerdeki gelir seviyesi düşük kişilerde daha fazla görülür. Az gelişmiş ülkelerde ise orta ve yüksek gelirli kesimlerde daha sık ortaya çıkar.
Şişmanlık, şehirlerde köylere göre daha yaygındır ve bunun nedeni, enerjiden yüksek ve ucuz yiyeceklerle beslenme, hareket azlığı ve gıdalara ulaşmanın daha kolay olmasıdır.
Şişmanlık, kısa ve orta boylularda ve kadınlarda daha çok görülür. Şişmanlığın kadınlarda daha fazla görülmesinin nedeni, gebelik süresince alınan kilolar ve menopozdur.
Dünyada 315 milyon insan şişman, 750 milyon insan ise aşırı kiloludur; diğer bir deyişle dünyada 1.1 milyar insan aşırı kilolu veya şişmandır.

Gelişmiş Ülkelerde Şişmanlık Sıklığı:

Son 20 yılda gelişmiş ülkelerde şişmanlık büyük bir patlama yapmış ve yüksek oranlara ulaşmıştır. Bu ülkelerde erişkin yaşlardaki kişilerde şişmanlık sıklığı ortalama %20’ye ulaşmıştır. Yani her 5 kişiden biri şişmandır. Doğu Avrupa’da ise %35.5 gibi daha yüksek bir orana ulaşır. Şişmanlığın en fazla görüldüğü ülke olan Amerika Birleşik Devletleri’nde toplumun 2/3’ü aşırı kilolu veya şişmandır. ABD’de 1980’den bu yana şişmanlık %75’in üzerinde artış göstermiştir.
Avrupa’daki şişmanlık sıklığı ABD’ye göre biraz daha düşük olmasına rağmen, İngiltere’de 1980-1995 yılları arasında şişmanlık oranı, erkeklerde %6’dan %15’e, kadınlarda ise %8’den %17’ye çıkmıştır. Diğer Avrupa ülkelerinde de şişman insan sayısı hızla artmaktadır.

Az Gelişmiş Ülkelerde Şişmanlık:

Az gelişmiş ülkelerde ise şişmanlık oranı daha düşüktür. Çin’de toplumun %8-12’si şişmanken, Afrika ülkelerinde beslenme yetersizliği vardır. Nijerya’da erkeklerin %1’i, kadınlarınsa %3’ü aşırı kiloludur. Gelişmişlik düzeyi yüksek olan Güney Afrika’da ise siyah kadınların %31.8’i ve siyah erkeklerin %6’sı şişmandır.

Türkiye’de Şişmanlık Sıklığı:

Türkiye’de şişmanlık sıklığı ilk olarak 1990 yılında, Kardiyoloji Derneği’nin TEKHARF çalışmasıyla belirlenmiştir. Bu çalışmaya göre, 1990 yılında şişmanlık sıklığı erkeklerde %9, kadınlarda %24 iken, 1999 yılında bu oran erkeklerde %19’a, kadınlarda ise %38.8’e çıkmıştır.
İlginç bir bulgu ise, Almanya’nın Giessen şehrinde yaşayan Türklerdeki şişmanlık sıklığının, Türkiye’deki Türklerden daha fazla olduğunun saptanmış olmasıdır. Bu bulgu yaşam şeklinin ve alınan gıdaların şişmanlık üzerindeki etkisini göstermesi açısından güzel bir örnektir.
2000 yılında 15 ilde yapılan TURDEP çalışmasına göre, Türkiye’deki şişman insan sayısı %22.3’tür. Yine bu çalışma sonuçlarına göre, Türkiye’de şişmanlık, kırsal (%19.6) alanda yaşayanlarda kentlerde yaşayanlara (%23.8) kıyasla daha düşüktür.
2002 yılında yapılan TOHTA (Türkiye Şişmanlık ve Hipertansiyon Taraması) çalışmasında ise, 23.888 kişi taranmıştır. Bu çalışmada, Türkiye’de aşırı kilolu (toplu) oranı %41, şişmanlık oranı ise %25.2 olarak saptanmıştır. Görüldüğü gibi Türkiye’de de şişmanlık hızla artmaktadır. Artık köylerde de evde yapılan tam buğday ekmeği yerine, fırınlardan alınan beyaz ekmeğin tüketilmeye başladığı ve bunun günlük gıdanın önemli bir kısmını oluşturduğu dikkate alınırsa, önümüzdeki 10 yıl içinde köylü nüfusta da şişmanlık, şeker hastalığı ve kalp hastalığı sıklığında büyük bir artış beklemek yanlış olmaz.

Çocukluk Çağında Şişmanlık Sıklığı:

Çocuklardaki şişmanlık sıklığında da son yıllarda çok hızlı bir artış hatta patlama vardır. Bu nedenle, eskiden erişkin yaşlarda görülen Tip 2 şeker hastalığı artık çocukluk veya ergenlik çağında da görülmeye başlamıştır. Fransa’da son 10 yılda çocuklarda şişmanlık sıklığı 5 kat, ABD’de ise 1976 yılından bu yana 2 kat artmıştır. Çocukluk çağındaki şişmanlık Türkiye’de de hızla artmaktadır.
Çocuklarda şişmanlığın bu denli hızlı artmasından çevre faktörlerindeki değişiklikler sorumludur. Hareketsiz bir yaşam biçiminin egemen olması; televizyon ve bilgisayar önünde fazla vakit geçirme; karbonhidratlar ve yağlı gıdalarla aşırı beslenme; çocukların okullarda dar bir çevrede kalmaları, oyun ve egzersiz yapamamaları; televizyonlarda yapılan gıda, şeker ve çikolata reklamları bu artışta başlıca etkenlerdir. Yapılan bir çalışmayla, günde iki saatten fazla televizyon seyreden çocukların %52’sinde aşırı kilo ve %28’inde şişmanlık saptanmıştır.