|
ZAYIFLAMAK
ZAYIFLAMAK
Bir
diyetin başarılı olması onun devam ettirilebilir olmasına bağlıdır. Bir
süre uygulanıp sonra devam ettirilemeyen diyet veya beslenmenin anlamı
yoktur. Herkesin vücudu, bağırsakları, gıdaları parçalayan enzimleri
aynı olduğuna göre gıda seçimi büyük önem taşımaktadır.
Kilo vermede en önemli konu iştah kontrolüdür. İştah
kontrolü için barsakta sindirimi uzun süren ve bu nedenle kan şekerini
hızla artırmayan düşük GI’li gıdaların seçilmesi önem taşımaktadır.
GI’le beslenmeniz demek elinizde hesap makinesi Gİ
hesaplamak, elde tablolar ona göre beslenmek demek değildir. Önemli
olan kaliteli karbonhidrat yemektir.
Gıda Seçimi veya Beslenme Nasıl Olmalı?
Beslenmede en önemli ilke 3 ana öğün 3 ara öğün
yemektir. Yani kahvaltı, saat 10.30’da ara öğün, öğle yemeği, ikindi
ara öğün, akşam yemeği, gece saat 22.00 de ara öğün almalıdır.
Günlük beslenmenizde yüksek GI’li gıdalar yerine
düşük GI’li gıdalar yemek pratik noktadır. Örneğin sabah kahvaltıda
beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği, tereyağı veya reçel yerine
yoğurt, meyve yenebilir. Yediğimiz gıdalar protein, karbonhidrat ve yağ
içerir. Et ve yumurtada protein çoktur. Ekmekte ise karbonhidrat
çoktur. Tereyağı ise yağdan oluşur. Önemli olan çeşitli gıdalardan
farklı ölçülerde yemektir. Her gıdanın GI’ini ölçmek imkansızdır.
Örneğin et, balık, tavuk, badem, tereyağı, sebzelerin GI’i ihmal
edebilir. GI’i yüksek olan gıdalardan az yemek kuralımızdır. Ancak
düşük GI’li sosis yememek lazımdır. Bunda doymuş yağlar çoktur. Yani
amacımız sadece düşük GI’li gıda yemek değildir. Yüksek ve düşük GI’li
gıdalar karışık yenirse GI ‘i orta derecede olur. Eğer yemeğinizde
yüksek GI’li gıda varsa düşük GI’li gıda ilave edebilirsiniz.
Beyaz ekmek, pasta ve kurabiye yerine bir dilim tam
buğday ekmeği, veya üzerine az reçel sürüp yiyebilirsiniz. Bembeyaz
ekmek yerine tam buğday ekmeği, çavdar veya kepekli ekmek yiyin.
Kahvaltı gevreği yerine müsli yiyin. Kek veya pasta yerine yoğurt
yiyin. Beyaz patates yerine tatlı patates yiyin.Cips yerine tane üzüm
veya çilek yiyin. Kruvasan yerine yağsız sütten yapılmış kapuçino için.
Kraker yerine dilimlenmiş havuç, biber yiyin. Şeker yerine kuru üzüm,
kuru kayısı, kuru meyeri yükselmez hem başka faydalar sağlanır.
Tam buğdaydan yapılmış ekmekte daha fazla vitamin ve
mineraller vardır. Tam tahıllar şeker hastalığına karşı koruyucudurlar
ve kalp hastalığı görülme riskini azalttıkları gibi bağırsakları daha
iyi çalıştırarak kabızlığı önlerler.
Günde en fazla 5 porsiyon ( 5 dilim) ekmek yenmelidir. Bu dilimler kucuk etimek boyutunda olandır.
Kilo vermek için önemli beslenme önerileri:
1.Sebze ve meyve yemeğe fazla önem verin
2. Yağ miktarını azaltın.
3. Porsiyonları küçültün
3. Her yemekte en azından bir düşük GI’li gıda yiyin.
4. Öğün atlamayın, 3 ana öğün 3 ara öğün şeklinde beslenin
5. Yemek sonrası tatlı yerine meyve yiyin
6.Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği veya çavdar ekmeği yiyin
7.Trigliserit yüksek değilse düzenli olarak ceviz, badem veya fındık yiyin
8. Kırmızı eti az beyaz eti çok yiyin
9. Süt ürünlerini yağsız olarak yiyin
10.Yağ olarak sadece zeytinyağı yiyiniz
Öğünlerin Zamanı
Bu beslenme şeklinde 3 ana öğün ve 3 ara öğün
vardır. Kahvaltı genellikle kalktıktan bir saat sonra yaklaşık saat
7.00 civarı olmalıdır. İlk ara öğün saat 10.30’da olmalı, öğle yemeği
saat 12.00-1300 arası olmalıdır. İkinci ara öğün saat 15.30-16.00
civarında olmalı, akşam yemeği saat 19.00 civarında olmalıdır. Son ara
öğün ise gece saat 22.30 civarında olmalıdır.
Kahvaltı:
Kahvaltı mutlaka yapılmalıdır. Kahvaltı yapan
kişiler gün içinde daha enerjik olurlar ve daha az atıştırma yaparlar
ve daha iyi kilo verirler. Bu kişilerin daha mutlu, işlerinde başarılı
olduğu saptanmıştır. Kahvaltı yapmayan kişiler yorgun, enerjisi azalmış
ve vücutlarında su miktarı daha az olarak yaşarlar. Sabah kahvaltı
yapacak zaman yok diyerek kahvaltı yapmayanlar yolda yiyebilecekleri
sağlıklı kahvaltı paketleri kendilerine hazırlayabilirler. Örneğin
kepekli ekmekten yapılmış sandviç ekmeği içine yağsız peynir, marul,
biber, domates ve salatalık konarak bir sandviç hazırlanabilir.
Kahvaltıda şekeri gıdalar yemek sizin çabuk
acıkmanıza neden olur. Kahvaltıda meyve veya meyve suyu, yağsız süt
veya yoğurt yenmeli, ekmek olarak tam buğday ekmeği yenmelidir.
Kahvaltıda taze meyve veya meyve suları yenerek başlanabilir.
Meyve ve yoğurt ile doymazsanız tam buğday ekmeği kahvaltıda yenebilir. Kahvaltıda çorba içmek de faydalıdır.
Öğle ve Akşam Yemekleri (Tabak modeli)
Bir öğünde yiyeceğiniz yemeklerin hepsini bir tabak
üzerinde olacağını düşünelim. Bu tabağın yarısını sebze ve meyve
doldurmalı, protein (et veya kuru baklagil) tabağın ¼’nü doldurmalı ve
geri kalan ¼’ü karbonhidrat olmalıdır. Yani her öğünde protein (et
türü), karbonhidrat, ve meyve-sebze olmalıdır. Öğünlerde et yemekle
karbonhidrat miktarı azalır ve tüm yemeğin Gİ’i düşer.
Öğle yemeği günün en iyi yemeği olmalıdır. Düşük
Gİ’li karbonhidratlar seçilmelidir. Öğleyin tam buğday ekmeği, kuru
baklagil, balık, yağsız et, tavuk, fazla miktarda salata ve arkasından
meyve yenmelidir.
Akşamları yemek hafif olmalı, sebze, et ve yoğurt yenmelidir. Tatlı yerine dondurma veya meyve yenmelidir.
Ara Öğünler:
Ara öğünlerde aşağıdakilerden birini seçiniz.
1.Bir portakal veya bir elma veya bir armut
2.Yağsız yoğurt
3.Bir bardak süt
4. 5-6 Kuru kayısı
5.Bir avuç kuru üzüm
7.Bir külah dondurma
8. Bir avuç badem
Nadiren Yenecekler gıdalar şunlardır:
1.Yüksek GI’li gıdalar (hamur işleri, pasta, kek, kurabiye)
2. Yağda kızarmış, kavrulmuş veya sos ilave edilmiş yiyecekler
3. Tüm yağlı gıdalar ( kaymak, krema, mayonez, margarin)
4. İçeriği bilinmeyen hazır gıdalar
5.Hazır meyve suları, bunların yerine meyve yiyiniz
6.Tatlandırıcılar, bunlar iştahı artırabilir
7.Kahve ve kafein
8.Alkol azaltın, haftada bire indirin
9.Gazoz, kola içmeyin yerine su içiniz.
Öğleyin Kuvvetli, Akşam Hafif Yiyin
Metabolizma sabahları daha hızlı iken akşamları
yavaşlar. Bu nedenle akşam yemeklerinin hafif olması, sabah ve öğle
yemeklerinin biraz daha ağırlıklı olması kilo verme açısından çok
önemlidir. Oysa ülkemizde genellikle, öğle yemekleri bir sandviç veya
döner ile geçiştirilmekte ve metabolizmanın zayıfladığı saatlerde, yani
akşamları daha fazla yemek yenmekte ve bu durum kilo alınmasına neden
olmaktadır. Zayıflamak istiyorsanız bu beslenme şeklini tersine
çevirmeniz gerekir. Öğlen iyi yemeli akşamları ise az yemelidir.
Akşamları saat 19.00’dan sonra da yemek yenmemelidir. Geceleri yemekten
sonra çok acıkırsanız bir kase yoğurt içine elma dilimleri koyup
yiyiniz, veya 4-5 tane badem veya ceviz yiyiniz. Bunlar açlığınızı
giderecektir.
Yağ ve Protein Ne Kadar ve Nasıl Yenmeli?
Yağ ve proteinin glisemik indeks değeri yok kabul
edilebilir. Ancak yüksek yağlı ve yüksek proteinli diyetler insülin
direncini artırırlar. Bu nedenle de yenen karbonhidratlar kan şekerini
bu tür beslenen kişilerde daha fazla yükseltir. Yağ olarak zeytinyağı
yenmeli, tereyağı veya donmuş yağlar yenmemelidir. Proteini fazla
artırmak da damar sertliği yapar. Günlük diyette yeteri kadar protein
olmalıdır. Bunun miktarı avucunuz kadar et parçası yemek şeklinde
kabaca özetlenebilir. Protein bağırsaklardan gıdaların emilimini
azaltır ve daha fazla tok tutar. Salataların içine de proteinli gıdalar
konmalıdır. Protein denince yağsız süt ürünleri, yağsız tavuk-hindi
eti, deniz ürünleri, yumurta beyazı, bezelye, kuru fasulye, nohut
anlaşılmalıdır.
Günlük 65-70 gram proteine ihtiyacımız vardır.
800-1200 kalorilik bir diyette günlük protein alımı ideal vücut
ağırlığının her kilosu için en azından 1 gram olmalıdır. 1200 kalorinin
üzerindeki diyetlerde ise bu miktar ağırlığın her kilosu için 0.8 gram
olmalıdır. Proteinli gıdalar kişiyi daha fazla tok tutar ve mide
boşalmasını geciktirir. Bu nedenle zayıflarken ızgara veya haşlama
beyaz et yemeği ihmal etmemek gerekir. Bu et yemeklerinin yanına
patates püresi yerine bezelye, kuru fasulye (3-4 kaşık) ilave etmek ve
bol salata yemek faydalı olur.
Bir Davete Giderken Ne Yapmalı?
Yemekten bir saat önce hafif bir şeyler yiyin; bu
yoğurt veya bir elma olabilir. Yemekten önce gelen zeytinyağı veya
tereyağını görmezden gelin, ekmeğe sürmeye veya ekmeği bandırmayı hiç
düşünmeyin. Hatta hiç getirmemelerini istemeniz daha doğrudur. Yemekten
önce bir bardak su için ve yemeğe salata ile başlayın. Ana yemekten
önce gelecek olan meze veya ara sıcaklardan sebze olanlarını tercih
edin veya bunları yemeden ana yemek gelinceye kadar bekleyin. Et
yemeklerinin yanında mutlaka sebze yiyin. Yemeğin sonunda tatlı değil
meyve yemeye çalışın.
Tatlandırıcı Kullanımı
Tatlandırıcı kullanımına pek sıcak bakmıyoruz. Ne de olsa kimyasal bir maddedir. Ancak mutlaka kullanmak isteyenler içinde aspartam
bulunan tatlandırıcılardan günde en fazla 8-10 tane kullanabilirler.
Bitkisel bir tatlandırıcı olan stevya veya splenda da kullanılabilir.
Mümkünse tatlandırıcı kullanmadan çayınızı içmeye çalışın veya
tatlandırıcı kulanmamaya çalışın.
|
ZAYIFLAMAK İÇİN AZ VE SIK YEMEK, BOL SU İÇMEK ve UYKUNUN ÖNEMİ
ZAYIFLAMAK İÇİN AZ VE SIK YEMEK , BOL SU İÇMEK VE İYİ UYUMAK NEDEN ÖNEMLİ?
Aslında zayıflamak için değil sağlıklı beslenmek
için az ve sık yenilmesi gerekir. Günde 3 öğün yemek yiyenler, öğün
atlayanlar ve genellikle akşamları çok yiyenler zaman geçtikçe kilo
alırlar.
Az ve Sık Yemeye Başlayın
Bir kişinin yemek yeme sıklığı, nerede yemek yediği,
yemeğin miktarı, yemek yerken ruhsal durumunun nasıl olduğu ve yaptığı
hareketler kilo verme açısından önemlidir.
Yeme öncesi ve sonrası nasıl bir psikolojik durum kazanıldığı da büyük önem taşır.
Fazla kilolu kişilerin üzüntü veya kızgınlık gibi
durumlarda aşırı yemek yediği bilinmektedir. Bu öğrenilmiş bir
davranıştır ve amaç negatif durumu yani üzüntü ve sıkıntıyı
düzeltmektir. Sevinçli ve neşeliyken ise durum bunun tam tersidir.
Üzülüp sıkıldığında aşırı atıştıran veya
tıkanırcasına yemek yeme nöbetleri yaşayan kişilerin, psikolojik destek
alıp tedavi olması gerekir. Bu kişilerin yeme alışkanlıklarını
değiştirmesi de çok önemlidir.
Tekrarlayan aşırı miktarda yemek yeme nöbetleri kilo
alımını artırır. Fazla kiloluların %30’u bu şekilde davranır ve bunun
kontrol edilmesi tedavinin başlangıcını oluşturur.
Yeme alışkanlıklarını değiştirmek için aşağıda sıralanan önlemler faydalıdır:
Günde üç defa ana öğün 3 defa da ara öğün yemek;
aynı saatlerde yemek yemek; evde aynı yerde oturarak yemek yemek; yenen
yiyeceğe konsantre olmak; yemek yerken gazete okumamak ve televizyon
seyretmemek; porsiyonların ve tabakların ufak olması; az miktarda yemek
pişirmek; her lokmadan sonra çatalın veya kaşığın masaya bırakılması,
yani yemeği yavaş yemek, iki lokma arasında su içmek ve yiyecek
alışverişine aç karnına değil yemekten sonra gitmek, acıkınca tatlı
yerine meyve yemek
Yaşam tarzı değişikliklerinden en önemlisi beslenme
şeklini değiştirmektir. Gıdaların seçimine dikkat etmek, düşük glisemik
indeksli gıdalarla beslenmek önem taşır. Hergün çikolata yiyorsanız bu
alışkanlıktan kurtulmak, kola içiyorsanız onun yerine su içmek gerekir.
Eğer bu tür davranış değişiklikleri yapmazsanız sadece az yemekle belki
kısa bir süre zayıflarsınız ancak sonra tekrar kilo alırsınız.
Davranış değişikliklerinden en önemlisi hareketli
olmaya çalışmaktır. Çalıştığınız yerde akşama kadar masa başında
oturmak yerine saat başı beş-on dakika ayağa kalkıp dolaşmak, öğle
arası biraz yürümek veya akşam mümkünse biraz yürümek faydalıdır.
Hareketi artırdıkça zayıflamaya başladığınızı göreceksiniz. Akşam eve
gelince televiyon başına oturup yatıncaya kadar bir şeyler yemek yine
kilo alınmasının en önemli nedenidir.
Bol Su İçiniz
Ülkemizdeki en önemli sorunlardan birisi su içme
alışkanlığı olmamasıdır. Sağlıklı bir yaşam için günde en az 2-2.5
litre su içmek gerekir. Yeterli ve bol su içen kişilerde fazla
kiloluluk daha az görüldüğü gibi çeşitli hastalıklara daha az
yakalandıkları ve yaşlanmanın geciktiği ortaya konmuştur. Günde en az 8
bardak su içmeyi alışkanlık haline getirmek gerekir. Az su içtiğinizde
idrarın rengi koyulaşır. İdrar rengine bakarsa da az su içip
içmediğimizi anlayabilirsiniz. Koyu sarı idrar varsa az su içiyorsunuz
demektir. Normalde idrar beyaz veya açık sarı renkte olur. Bu nedenle
idrar rengi açık oluncaya kadar su içiniz.
Gıdasız yaşamamızı sürdürebildiğimiz halde, suzuz
birkaç günden fazla yaşayamayız. İçilen su gıdaların emilimini ve
hazmını kolaylaştırdığı gibi dolaşıma faydalı olur, vücut sıcaklığını
kontrol eder, eklemlerin kayganlığını sağlar, cildin daha sağlıklı
olmasını sağlar ve vücuttan zararlı maddelerin atılımını sağlar.
Hergün idrar ve terle kaybettiğimiz suyun alınması gerekir. Vücut susuz kalınca biz bunu susayarak anlarız.
Vücudumuzda %1-2 oranında su kaybı olunca susamaya
başlarız ve su içeriz. Dışarısı sıcak olunca veya egzersiz yapınca su
ihtiyacı artar.
Yaşlandıkça susuzluk veya susama mekanizması daha az
çalışır. Bu nedenle yaşlılar suyu düzenli içmelidir ve idrarlarının
açık renkte olduğuna dikkat etmelidir.
Uykunun Önemi:
Uykusuzluk gıda alımını ve atıştırmaları artırır.
Uykusuz kişiler daha fazla atıştırmalar yapar. Bu nedenle iyi uyumaya
çalışın. Uykudan önce, hatta öğleden sonra kahve ve kola gibi kafeinli
içecekler içmeyin. Uykusuzluk insanı sinirli, alıngan, ani reaksiyon
veren bir hale sokar ve işine konsantre olmasını zorlaştırır.
STRES, UYKUSUZLUK VE DEPRESYON KİLO YAPAR VE ZAYIFLATMAZ
Stres Kilo Aldırır
Bazı psikolojik rahatsızlıkların da fazla kiloluluk
yaptığı bilinmektedir. Stres ve depresyon fazla kiloluluğa ve aşırı
atıştırmaya neden olur. Bu hastaların bir kısmında tıkanırcasına yeme
krizleri ve gece atıştırmaları fazla görülür.
Psikososyal bazı olaylar da fazla kiloluluğa
tetikler. Bu olaylar arasında erken yaşta anne ve babayı kaybetme,
ailenin alkolik olması, kronik depresyon, evliliğin iyi gitmemesi, göç,
emeklilik ve gece vardiyasında çalışma gibi nedenleri sayabiliriz.
Zayıflamayı takıntı haline getiren bazı kadınlar,
uzun süre yemek yememe veya yemeyi kısma döneminden sonra, aşırı yeme
dönemine girerler. Böylece daha fazla kilo alırlar. Bazıları ise
üzüntülü ve sıkıntılı durumu gidermek için aşırı yemek yer ve sonunda
kilo alırlar.
Psikiyatri İlaçlarının Bazısı Kilo yapar
Bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar
kilo aldırır. Bu ilaçlar kullanılırken beslenmeye dikkat etmeli ve
hareket artırılmalıdır.
Psikiyatrik hastalıklar ve depresyon tedavisinde kullanılan ilaçların bazısı kilo aldırır.
Yeme Davranış Bozukluğuna Dikkat
Kilo almada yanlış yemek yeme alışkanlıklarının da önemli bir yeri vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
- Hızlı yemek yemek, büyük lokmalar halinde yemek, az çiğnemek ve çatalı-kaşığı elinden hiç bırakmamak
- Öğün atlamak, öğün aralarında devamlı atıştırmak
- Televizyon seyrederken, kitap veya gazete okurken yemek yemek
- Üzüntü ve sıkıntılı durumda aşırı yemek yemek
- Çok fazla yemek yemek
- Ziyaret ve davetlere sık katılmak, tatlı ve şeker ikramlarını reddetmemek
- Akşam yemeğinden sonra, yatıncaya kadar devamlı bir şeyler yemek
- Az su içmek
- Akşam eve gelince yemeğe kadar abur-cubur yemek
Gece Yeme Sendromu:
Gece yeme sendromu, bir günde yenen gıdaların en
azından %25-50’sini akşam yemeği ile ertesi sabah arasında geçen sürede
yenmesi durumudur. . Bu kişilerde sabah kahvaltı yapma isteği veya
iştah yoktur. Diğer önemli bir özellik ise uykuya dalmakta zorluk
çekmeleridir. Bu kişiler gece uykudan uyanır ve buzdolabına koşarak
kontrolsüz bir şekilde aşırı yemek yerler. Gece yeme durumu sıklıkla
stresli kişilerde görülür ve fazla kiloluluğa neden olur. Fazla kilolu
kişilerin önemli bir kısmında gece yeme durumu vardır. Gece yeme
sendromu olan kişilerde stres hormonu dediğimiz kortizol hormonu ve
beyinden salgılanan CRH hormonunun salgılanmasında ve strese verdikleri
cevapta anormallik vardır.
Gece yemelerinin altında uyku bozuklukları veya
uykuda nefes durması gibi hastalıklar olabilir. Bu nedenle gece çok
atıştıran ve uykudan uyanıp buzdolabına koşan kişilerde uyku
bozuklukları ve uyku apnesi hastalığı olup olmadığı araştırılmalıdır.
Bu kişilerin çoğu gece yeterli uyku uyuyamadıkları
için gündüzleri uyuklar vaziyette dolaşırlar. Sabahları ise sersemlemiş
bir vaziyette uyanırlar ve çok öfkeli olurlar.
Bu kişilerde psikoterapi, kas gevşeme eğitimleri, egzersiz yapmak ve bazı ilaçların faydalı olduğu ortaya konmuştur.
Gece yemelerini azaltmak için şeker yükü fazla olan
reçel, bal, şeker, beyaz ekmek, patates püresi, beyaz pirinç pilavı
gibi gıdalar almamalı, egzersiz yapılmalı, gece saat 22.00’de yatmalı
ve stres yaratan etkenlerden uzak durulmalıdır.
Tıkanırcasına Yemek Yeme:
Tıkanırcasına yemek yeme (Binge eating) bir
psikiyatrik hastalıktır. Kontrol edilemeyen aşırı yemek yeme nöbetleri
vardır. Fazla kiloluların %1.3-30.1’inde tıkanırcasına yemek yeme
durumu vardır. İlginç olanı tıkanırcasına yeme sıklığı fazla kilolu
olmanın derecesi artıkça artar. Bu kişilerde sıklıkla depresyon
belirtileri vardır ve yeme nöbetleri çoğunlukla gece ortaya çıkar. Yeme
nöbetlerinin iki özelliği vardır:
1. Belirli bir zaman içinde (örneğin 2 saat içinde) başka kişilere nazaran aynı şartlarda daha çok yemek yemek.
2. Bu nöbetler sırasında aşırı yemek yemeyi kontrol edememek.
Bu hastalar aşırı yeme durumundan sıkıntı duyarlar
ve pişman olurlar. Tıkanırcasına yemek yeme hastalığının teşhisi için,
kişinin haftada en az iki kez yeme nöbeti yaşaması ve bunu en az altı
ay sürdürmesi gerekir. Çoğu kişi tedavi olmadan düzelebilirse de bu
kişilerin çoğunda aşırı kilo alma gözlenir. Bu tür yeme nöbetleri olan
kişiler bir psikolog veya psikiyatristen yardım almalıdırlar.
Hormonlar , PSIKOLOJI VE KILO
Hormonlar ve psikolojik
rahatsızlıklar arasındaki ilişki özellikle kadınlarda daha belirgin
olmaktadır. Kadınlarda psikolojik değişiklikler özellikle ergenliğe
girişte, doğum sonrası ve menopoz döneminde ortaya çıkar. Doğum sonrası
ve menopoz sonrası ruhsal sıkıntıların artmasında kanda östrojen
hormonu azalmasının etkili olduğu, ergenlik döneminde ise östrojen
hormonundaki artışın neden olduğu düşünülmektedir. Adetlerin
başlangıcında da kızlarda görülen ruhsal değişiklikler yine hormonlarda
görülen değişikliklere bağlıdır.
Hipotiroidi , ŞEKER DÜŞMESİ ve Kilo
Tiroid bezi yetmezliği (hipotiroidi) ve hipoglisemi
(kan şekeri düşüklüğü) olan kişilerde Kilo ve depresyonun fazla olması
tiroid hormonları ve kan şekerinin psikolojik değişikler yaptığının bir
kanıtıdır. Bu nedenle depresyondaki hastalarda hormon ölçümleri
yapılmasında fayda vardır.
Uykunun Önemi:
Uykusuzluk gıda alımını ve atıştırmaları artırır.
Uykusuz kişiler daha fazla atıştırmalar yapar. Bu nedenle iyi uyumaya
çalışın. Uykudan önce, hatta öğleden sonra kahve ve kola gibi kafeinli
içecekler içmeyin. Uykusuzluk insanı sinirli, alıngan, ani reaksiyon
veren bir hale sokar ve işine konsantre olmasını zorlaştırır.
KAYNAKLAR:
1. Prof. Dr .Metin Özata, 99 Sayfada Kilo Yönetimi, İş bankası yayınları, 2007
2. Prof Dr Metin Özata, 99 Sayfada Sağlıklı Beslenme, İş Bankası yayını, 2008
3. Prof Dr Metin Özata, Gİ Diyeti, Erko yayıncılık, 2007
4. http://www.kiloyonetimi.com
SAĞLIKLI BESLENME, DİYET VE ZAYIFLAMA
SAĞLIKLI BESLENME DİYET ZAYIFLAMA
İnsülin kandaki şekeri hücreler sokan bir hormondur. Yokluğunda şeker
hastalığı gelişir. Ancak insülinin fazla olması da zararlıdır. Pankreas
bezinden salgılanan insülin hormonu gıda yendikçe salgılanır.
Karbonhidratlar insülin salgısını en fazla artıran gıdalardır. Yüksek
glisemik indeksli (Gİ), yani kan şekerini fazla yükselten karbonhidrat
yenince çok insülin salgılanırken düşük GI’li karbonhidrat yenince az
insülin salgılanır. İnsülinin kanda artmasına hiperinsülinemi denir.
Yüksek GI’li karbonhidratlar aylar ve yıllar boyunca yenmeye devam
ederse pankreas bezinden salgılanan insülin hep yüksek olur ve artık
insülin görev yapmamaya başlar ki buna insülin direnci denir ve bir
sonraki adım şeker hastalığının gelişmesidir.
Harvard Üniversitesinde yapılan geniş kapsamlı gözlemsel çalışmalar
uzun dönem yüksek glisemik yüklü yiyeceklerin tüketilmesinin tip 2
diyabet ve kalp hastalığı gelişimi için ciddi risk olduğunu
göstermişitir.
Avrupada 31 merkezde 3000’den fazla Tip 1 şeker hastasının katıldığı
EURODIAB (Avrupa ve Diyabet) çalışmasında GI’ne bakılarak yapılan
beslenmenin HbA1c değerini yani kan şekeri ayarını sağladığı
gösterilmiştir. Ayrıca çalışmaya kuzey, doğu ve batı bölgelerinden
katılan merkezlerde, düşük GI’li diyet tüketen hastaların iyi
kolesterol denilen HDL kolesterol değerleri daha yüksek bulunmuştur
Beslenmemizi iyi yaparsak ve Gİ diyeti uygularsak şeker hastalığı
gelişimini önleyebiliriz. Şeker hastalığını önlemek için şu önlemler
alınmalıdır:
- Fazla kilolar mutlaka verilmelidir. Fazla kilolar şeker hastalığına neden olmaktadır
- Yemeklerede yağ miktarı azaltılmalıdır
- Tereyağı, margarin, don yağı, iç yağı yememeli ve yağlı süt içiminden kaçınmalıdır. Bunların yerine sıvı yağlar yenmelidir.
- Posalı gıdaları yani sebze ve meyve tüketimini artırmalıdır.
- Düşük
glisemik indeksli (kan şekerini az yükselten) gıdalar yenmeli, yüksek
glisemik indeksli gıdalar yenmemeli veya az yenmelidir.
- Her gün 30 dakika egzersiz veya yürüyüş yapılmalıdır.
- Vücudu
hastalıklardan koruyan ve antioksidan denilen C vitamini, A vitamini,
selenyum ve E vitamini içeren gıdaları bol tüketmelidir. Antioksidanlar
şeker hastalığı gelişimini engellemektedir.
Sağlıklı Beslenme Önerileri:
Sebze ve meyve bol yiyiniz (en az 5 porsiyon, bir porsiyon sebze yarım
bardak sebze demektir), tam tahıl tüketiniz. Öneriler şöyledir:
Her öğün sebze ve meyve yiyiniz. Doğal gıda bulamazsanız dondurulmuş veya konserve olanı tercih ediniz.
Atıştırmalarda sebze kullanınız
Çocuklara atıştırma için meyve parçacıkları dolu kaseler hazırlayınız.
Doymuş yağ ve margarin yemeyiniz. Zeytinyağı kullanınız. Kanola yağı da faydalıdır.
Kırmızı et haftada bir defa diğer zaman balık ve tavuk eti yiyiniz. Hindi etini tercih ediniz.
Pastane ürünleri yememeye çalışınız. Kraker, pasta, bisküvi ve kurabiyelerde sağlığa zararlı hidrojenize yağ vardır.
Fast-food lokantalarda balık veya tavuk tercih ediniz.
Kola ve gazoz yerine taze meyve suyu ve su tercih ediniz.
Alkolden uzak durunuz
Günde 8-10 bardak su içiniz.
Aile toplantılarında alkolden uzak durunuz
Tuzu daha az kullanın ve yemeğin tadına bakmadan tuzluk ile tuz serpmeyin
Un ve şekerden yapılmış gıdalardan uzak durunuz.
Kuru baklagilleri (kuru fasulye, ayşekadın taze fasulye, nohut, barbunya) haftada birkaç kez yiyiniz.
Et yerken yanında patates ve pirinç pilavı değil haşlama sebze ve bulgur pilavı ve domates yiyiniz
Haftanın en az 4 günü bir avuç ceviz veya fındık yiyiniz
Sütün ve peynirin yağsız olanını tercih ediniz
Akşamları yemek çok az yiyiniz, daha çok sabah ve öğlen yemeğe çalışınız.
Alabiliyorsanız organik gıda tüketmeye çalışınız
Yeme Alışkanlıklarınızı Değiştirin
Bir kişinin yemek yeme sıklığı, nerede yemek yediği, yemeğin miktarı,
yemek yerken ruhsal durumunun nasıl olduğu ve yaptığı hareketler kilo
verme açısından önemlidir.
Yeme öncesi ve sonrası nasıl bir psikolojik durum kazanıldığı da büyük önem taşır.
Fazla kilolu kişilerin üzüntü veya kızgınlık gibi durumlarda aşırı
yemek yediği bilinmektedir. Bu öğrenilmiş bir davranıştır ve amaç
negatif durumu yani üzüntü ve sıkıntıyı düzeltmektir. Sevinçli ve
neşeliyken ise durum bunun tam tersidir.
Üzülüp sıkıldığında aşırı atıştıran veya tıkanırcasına yemek yeme
nöbetleri yaşayan kişilerin, psikolojik destek alıp tedavi olması
gerekir. Bu kişilerin yeme alışkanlıklarını değiştirmesi de çok
önemlidir.
Tekrarlayan aşırı miktarda yemek yeme nöbetleri kilo alımını artırır.
Fazla kiloluların %30’u bu şekilde davranır ve bunun kontrol edilmesi
tedavinin başlangıcını oluşturur.
Yeme alışkanlıklarını değiştirmek için aşağıda sıralanan önlemler faydalıdır:
Günde üç defa ana öğün 3 defa da ara öğün yemek; aynı saatlerde yemek
yemek; evde aynı yerde oturarak yemek yemek; yenen yiyeceğe konsantre
olmak; yemek yerken gazete okumamak ve televizyon seyretmemek;
porsiyonların ve tabakların ufak olması; az miktarda yemek pişirmek;
her lokmadan sonra çatalın veya kaşığın masaya bırakılması, yani yemeği
yavaş yemek, iki lokma arasında su içmek ve yiyecek alışverişine aç
karnına değil yemekten sonra gitmek, acıkınca tatlı yerine meyve yemek
Yaşam tarzı değişikliklerinden en önemlisi beslenme şeklini
değiştirmektir. Gıdaların seçimine dikkat etmek, düşük glisemik
indeksli gıdalarla beslenmek önem taşır. Hergün çikolata yiyorsanız bu
alışkanlıktan kurtulmak, kola içiyorsanız onun yerine su içmek gerekir.
Eğer bu tür davranış değişiklikleri yapmazsanız sadece az yemekle belki
kısa bir süre zayıflarsınız ancak sonra tekrar kilo alırsınız.
Davranış değişikliklerinden en önemlisi hareketli olmaya çalışmaktır.
Çalıştığınız yerde akşama kadar masa başında oturmak yerine saat başı
beş-on dakika ayağa kalkıp dolaşmak, öğle arası biraz yürümek veya
akşam mümkünse biraz yürümek faydalıdır. Hareketi artırdıkça
zayıflamaya başladığınızı göreceksiniz. Akşam eve gelince televiyon
başına oturup yatıncaya kadar bir şeyler yemek yine kilo alınmasının en
önemli nedenidir.
Bol Su İçiniz
Ülkemizdeki en önemli sorunlardan birisi su içme alışkanlığı
olmamasıdır. Sağlıklı bir yaşam için günde en az 2-2.5 litre su içmek
gerekir. Yeterli ve bol su içen kişilerde fazla kilolulık daha az
görüldüğü gibi çeşitli hastalıklara daha az yakalandıkları ve
yaşlanmanın geciktiği ortaya konmuştur. Günde en az 8 bardak su içmeyi
alışkanlık haline getirmek gerekir. Az su içtiğinizde idrarın rengi
koyulaşır. İdrar rengine bakarsa da az su içip içmediğimizi
anlayabilirsiniz. Koyu sarı idrar varsa az su içiyorsunuz demektir.
Normalde idrar beyaz veya açık sarı renkte olur. Bu nedenle idrar rengi
açık oluncaya kadar su içiniz.
Gıdasız yaşamamızı sürdürebildiğimiz halde, suzuz birkaç günden fazla
yaşayamayız. İçilen su gıdaların emilimini ve hazmını kolaylaştırdığı
gibi dolaşıma faydalı olur, vücut sıcaklığını kontrol eder, eklemlerin
kayganlığını sağlar, cildin daha sağlıklı olmasını sağlar ve vücuttan
zararlı maddelerin atılımını sağlar.
Hergün idrar ve terle kaybettiğimiz suyun alınması gerekir. Vücut susuz kalınca biz bunu susayarak anlarız.
Vücudumuzda %1-2 oranında su kaybı olunca susamaya başlarız ve su
içeriz. Dışarısı sıcak olunca veya egzersiz yapınca su ihtiyacı artar.
Yaşlandıkça susuzluk veya susama mekanizması daha az çalışır. Bu
nedenle yaşlılar suyu düzenli içmelidir ve idrarlarının açık renkte
olduğuna dikkat etmelidir.
KAYNAKLAR:
1. http://www.diyetdr.com
2. http://www.zayiflamadr.com
3. http://www.gidiyet.com
YEMEK YEMENİN KONTROLU, DİYET VE ZAYIFLAMA
Yemek Yeme Olayının Başlaması ve Sonlandırılması:
Günlük yaşantımızda bize basit gibi gelen yemek yemeye başlama ve
doygunluk hissi duyarak yemeği kesmemiz, aslında üzerinde uzun
yıllardır araştırma yapılan ve hâlâ önemli bir kısmı tam anlamıyla
bilinmeyen bir olaydır. Bu olay tam olarak çözülemediği için de,
uygulanmakta olan şişmanlık tedavilerinde büyük başarılar elde
edilememektedir. İştahın nasıl kontrol edildiği bilimsel olarak
tamamıyla ortaya konuncaya dek, şişmanlık tedavisinde büyük başarılar
elde etmek ne yazık ki zor gibi görünmektedir. Bu nedenle bilim
adamları iştahın nasıl düzenlendiğini çözmek için uğraşmaktadırlar.
Yemeğe başlamada öğrenilmiş davranışlar, vücuttan gelen uyarılar,
psikolojik etkiler, gıdanın görümü, kokusu, lezzeti, sosyal ortam ve
çevre değişiklikleri de etkindir ve bunların hiçbirinin hormonlarla
ilgisi yoktur. İnsanlar açlık hissi duymadan da yemek yemektedirler.
Aslında yemeye başlamamız, daha çok öğrenilmiş bir olaydır. Yemeğin
sonlandırılması ise hormonlarla sağlanır. Yemek yedikten sonra midenin
şişerek gerilmesi ve bağırsaklardan salgılanan hormonlar doygunluk
hissi yaratarak yemeği sonlandırırlar.
Alınan gıdanın içeriği de tokluk hissinde etkili olur. Proteinler daha
fazla tokluk hissi verirken, yağlar fazla doygunluk sağlamaz. Tersine,
yemeğin yağlı olması, yemeğin tadını artırarak daha fazla yemek
yenmesine yol açar. Posalı gıdalar da kişileri daha fazla tok tutar.
Gıda alımının başlaması, devam etmesi ve sonlandırılması vücudumuzdan
beynimize gelen bazı uyarıların etkisiyle olur.. Bu sinyal veya
uyarılardan bazıları şunlardır:
·Beynimizin hipotalamus bölgesinden salgılanan bazı hormonların iştah üzerinde yaptığı etkiler
·Yemek yiyince kanda artan insülin hormonunun beyinde yaptığı etkiler
·Yağ dokularından salgılanan ve beyine etki eden leptin hormonu
·Kan şekerinin azalması veya artması beyine etki ederek iştahı azaltır veya artırır
·Vücudumuzdaki sinir dokularıyla beyine ulaştırılan iştah ile ilgili bazı sinyaller
·Mide ve bağırsaklardan salgılanan bazı hormonların beyine etki etmesi
Yukarıda belirtildiği gibi gerek beyinden salgılanan hormonlar gerekse
bağırsaklarımızdan salgılanan bazı hormonlar yeme olayında etkili
olmaktadır. Bu nedenle yeme olayının başlaması ve sonlandırılması çok
karmaşık bir olaydır.
Kandaki şeker düzeyinde geçici bir azalma, beyindeki bazı bölgeleri
harekete geçirerek yeme davranışını başlatmaktadır. Ancak kandaki şeker
düşüklüğünün beyin tarafından nasıl saptandığı henüz tam olarak
bilinmemektedir.
Tüm bu sinyallerin karmaşık etkisiyle gıda alımında düzenleme ve
böylece yeme davranışı oluşur. Bu sinyallerdeki küçük bir hata, aşırı
beslenmeye yol açarak kilo alınmasına neden olmaktadır.
Beynimizin hipotalamus
bölgesinde, iştahın düzenlenmesinde rol alan hormonlar daha yeni ortaya
çıkarılabilmiştir, ancak her geçen gün bu bölgeden salgılanan yeni bir
hormon saptanmaktadır. Bu bilimsel çalışmalarla iştahın düzenlenmesinde
beynin rolü daha iyi anlaşılmış ve şişmanlık tedavisi için yeni ilaçlar
geliştirme olanağı doğmuştur.
Beynimizde Bulunan Açlık ve Tokluk Merkezleri
Beynimizin hipotalamus bölgesinde ‘arkuat nukleus’
denen bir bölge vardır ve bu bölge vücudumuzdan gelen uyarı veya
sinyalleri alan ve bunları beynin diğer merkezlerine yönlendiren ve
beslenmeyi düzenleyen bir doyum merkezidir. Beynimizin bu bölgesine
vücudumuzdan salgılanarak buraya kan yoluyla gelen leptin ve insülin gibi hormonlar etki ederek iştah üzerinde etkili olurlar. Hipotalamus’un
yan bölümleri ise bir yemek yeme merkezidir ve bu merkezin hasara
uğraması durumunda açlık , aşırı yeme ve sonunda şişmanlık ortaya
çıkar.
AÇLIK VE TOKLUK SIRASINDA SALGILANAN HORMONLAR
Hormonlarla ilgili yeni keşifler, insanların nasıl acıktığı veya nasıl
tokluk duyduğunu daha iyi anlamamızı sağlamıştır. Bununla birlikte
insanların neden yemek yediği, bu hormonlarla ancak kısmen
açıklanabilmektedir. İnsanlar vücut ihtiyaç duyduğu için, psikolojik
nedenlerle veya bilinmeyen başka nedenlerle yemek yerler.
En azından bir düzine hormon açlık ve tokluk hissi yaratmaktadır. Son yapılan keşifler kalın bağırsaktan salgılanan PYY3-36 isimli bir hormonun doygunluk hissi verdiğini, mideden salgılanan Ghrelin isimli hormonun yemek öncesi kanda hızla artarak yemeyi başlattığını göstermiştir. Yağ hücrelerinden salgılanan leptin isimli hormon ise iştah konusunda ve kilo alıp vermede insülin
hormonu ile birlikte kilit bir rol oynamaktadır. Bu hormonları kontrol
edebilirsek kilo vermede veya şişmanlığın tedavisinde büyük adımlar
atılmış olacaktır.
İnsanların bir kısmı tok olduğu halde, yemeye devam ettiği gibi,
huzursuz olduğunda, stresli olduğunda veya üzgün olduğunda da yemek
yer. Ancak şeker yükü fazla olan ve kan şekerini ve insülin
hormonunu kanda hızla yükselten beyaz ekmek, beyaz pirinç pilavı,
kurabiye gibi gıdalar, yendikten kısa bir süre sonra tekrar acıkmaya
neden olmaktadır. Bu gıdalar yendikten sonra kanda yükselen insülin
hormonu kan şekerini daha fazla düşürerek açlık hissi duymamıza neden
olmaktadır. Karbonhidrat, yağ ve protein gibi gıdalar arasında, en
fazla tokluk hissi veren proteinlerdir. İştahın veya tat almanın
oluşmasında genlerimizin rolü de büyüktür. Bazı bilim adamları ise
insanların her gün aynı hacimde gıda aldığını, bu nedenle gıda hacminin
posalı gıdalar, meyve ve sebzelerden oluşmasının kilo kaybında önemli
olduğunu ileri sürmektedirler.
Açlık durumunda hormonlarımızda da bazı değişiklikler olmaktadır. Açlık durumunda kandaki şeker düşünce böbrek üstü bezinden adrenalin hormonu salgılanır. Arkasından pankreas bezinden glukagon isimli hormon salgılanır. Bu hormonlar yani adrenalin ve glukagon karaciğer ve kaslarda depolanmış olan şekerin kana karışmasını sağlarlar ve kan şekeri daha fazla düşmez. Ancak glikojen dediğimiz bu glukoz depoları
biterse kan şekeri düşmeye başlar. Düşen şeker bu depo şekerden
karşılandığı gibi proteinlerin şekere dönüştürülmesi ile de
dengelenmeye çalışılır. Ancak vücudumuzdaki yağlardan şekere dönüşüm
olmaz. Burası çok ilginçtir. Kandaki şeker fazla olunca yağ halinde
depolandığı halde, yağlar şeker haline dönüşemez. Bu nedenle şeker
azlığının olduğu uzun açlıklarda bu defa yağ asitleri yanmaya başlar.
Bu arada kandaki insülin ve leptin hormonu da azalır. Bu
yağ asitleri yanınca vücudumuzda keton denen başka yağ asitleri oluşur
ve beynin çalışması için bunlar kullanılmaya başlar. Vücutta artan
ketonlar da açlık hissini artırır.
Beyinde Oluşan, Mutluluk ve Doygunluk Hazzı Veren Serotonin Hormonu:
İştah ve uykunun düzenlenmesinde rol oynayan çok önemli bir hormon olan serotonin beyinde salgılanır. Yediğimiz karbonhidratlar insülin salgılanmasını uyarırken, serotonin hormonunda da geçici olarak aşırı bir salınmaya neden olurlar. Beyinde serotonin azalınca tatlı şeylere hücum eder, tatlı yemek isteriz. Özellikle çikolatada bol bulunan triptofan isimli aminoasit beyinde serotonine dönüşerek mutluluk verir. Atıştırma ile pankreas bezinden insülin salınır ve bu insülin serotoninin geçici olarak yükselmesini sağlar. Böylece şişmanlık için bir tuzak olan bu atıştırmalar kilo almaya neden olur. Bu nedenle insülin ve serotoninin kontrol altına alınması kilo kaybı açısından çok önemlidir. Stresli durumlarda da beyindeki serotonin azalır ve daha fazla serotonine ihtiyaç duyulduğundan atıştırmalar başlar. Bu nedenle kilo vermek isteyen kişiler düzenli bir serotonin salgısı için düzenli uyumalı ve stresten uzak durmalıdır.
Kilo Almanın nedeni Vücudumuzun Kalıtımsal Olarak Kilo Almaya Eğilimli Olmasından İleri Gelmektedir
Bu düşünce Prof. Michael W. Schwartz (Seatle, ABD) ve arkadaşları
tarafından ortaya konmuştur. Beyindeki iştahla ilgili hormonların daha
iyi anlaşılması bu görüşü desteklemektedir. Vücudun kilo almaya karşı
yeterince kendini korumadığı ancak kilo vermeye şiddetle karşı çıktığı
ve bu yönde mekanizmalar geliştirdiği ortaya konmuştur. Yani vücut kilo
almaya karşı daha toleranslı davranmaktadır. Bu nedenle kilo vermek
almaktan daha zordur.
|
İŞİTME AZLIĞI VEYA KAYBINDA FOLİK ASİT VİTAMİNİ
İŞİTME AZLIĞI VEYA KAYBINDA VİTAMİN DESTEĞİ
İşitme azlığı veya kaybının bir çok nedenleri vardır. KBB ve Nöroloji uzmanlarına bu konuda başvurmak gerekir.
Biz işitme azlığında faydalı olabilecek folik asit vitamininden söz etmek istiyoruz.
1. FOLİK ASİT VİTAMİNİ İŞİTME AZLIĞINDA BAZI KİŞİLERDE FAYDALI OLABİLİYOR:
Folik asit vitaminine folat adı da verilir. Folat vitamini doğal olarak besinlerde bulunurken , folik asit bu vitaminin sentetik bir şeklidir ve ilaç olarak üretilir. Folik asit
kan yapımı, yeni hücre oluşması ve yaşaması, DNA ve RNA yapımı için
gerekli bir vitamindir. Bu nedenle özellikle gebelik ve çocukluk
döneminde bu vitamine olan ihtiyaç artar. Gebelik döneminde günde 800
mikrogram dozunda mutlaka alınmalıdır. Folik asit kırmızı kan
hücrelerinin yapımı için gereklidir ve homosisteinin normal sınırlarda
olmasını sağlar.
Folik asit kandaki homosistein denen damar sertliği yapıcı maddeyi azalttığı gibi kalp krizi, felç ve bunama riskini azaltır.
Folik Asit Vitamini Hangi Gıdalarda Var:
Koyu yeşil yapraklı sebzelerde, ıspanak, fasulye,
buğday, bezelye, fındık, baklagiller, kepekli ekmek, karaciğer,
yumurta, balık, muz, portakal, limon, çilek, kiraz, patates ve mısırda folik asit vardır. Günlük ihtiyaç 400 mikrogram kadardır.
Folik Asit Yetmezliği:
Folik asit yetmezliğinin nedenleri şu başılıklar altında incelenebilir:
1) Gıdalarla Alımının Az Olması: İyi
beslenmeyen veya alkolik kişilerde folat yetersizliği sıktır.
Gıdalardaki folatın pişirilme sırasında çoğu kaybolur. Vücuttaki folat
deposu çok azdır (5-10 mg) ve folat eksikliği 4-5 ay devam ederse
megablostik anemi denen kansızlık oluşur. Folat yetersizliği B12
vitamini gibi yaşlılarda fazla görülür. 65-74 yaş arası kişilerde folat
yetmezliği % 5-10 arasında görülür.
2) Folat İhtiyacının Artması: Folat
ihtiyacının artması da folat yetersizliği yapabilir. İhtiyacın arttığı
bu durumlar gebelik, hemolitik anemi denen kan hastalıkları, bazı cilt
hastalıkları ve bazı ilaç kullanımlarıdır.
3) Bazı İlaçlar: Trimetoprim, metoteksat ve fenitoin ilaçları folat yetmezliğine neden olur.
4) Genetik Olarak Folat Emilim Bozukluğu: Çok nadir görülür ve bebeklikte daire (ishal) anemi ve nörolojik (sinir) hastalıkları ile birliktedir.
Kanda Homosistein seviyesi normalin üzerinde ise B6, B12 ve folik asit vitaminleri birlikte alınmalıdır.
Folat tedavisinin gerekli olduğu veya ilave alımının gerektiği durumlar şunlardır:
·Gebelik ve emzirme dönemi (800 mikrogram /gün)
·Gebe kalmadan önce alınmaya başlanmalıdır
·Alkol alanlarda
·Bağırsaklardan besin emiliminin bozuk olduğu durumlarda
·Dializ yapılan böbrek hastalarında
·Karaciğer hastalığı olanlarda folik asit vitamini alınmalıdır.
·Folik asit eksikliğine bağlı anemilerde
·Yaşlılıkta işitme azlığı olanlara
Folatın vücutta kullanımını engelleyen aşağıdaki ilaçların kullanımı durumunda folik asit vitamini ilave olarak alınmalıdır.
- Epilepsi ilaçları
- Şeker hastalığı tedavisinde kullanılan Glukofage veya glukoformin gibi ilaçlar
- Crohn hastalığı tedavisinde kullanılan sulfasalazin
- İdrar söktürücü Triamteren ilacı
- Kanser ilacı Methotrexate
Folat Vitamin Eksikliği Belirtileri Nelerdir?
Folat eksikliği olan kadınlarda düşük ağırlıklı bebek, sinir hasarlı bebek doğurma riski vardır
Bebek ve çocuklarda folat yetersizliği büyümeyi yavaşlatır
Folat eksikliğinde anemi (kansızlık) oluşur
Bazı kişilerde ishal, iştah kaybı, kilo kaybı
oluşur. Bazen dilde ağrı, baş ağrısı, çarpıntı, unutkanlık, davranış
bozukluğu olabilir.
Kanda homosistein yükselir.
Folik Asit Alımı Hangi Hastalıkları Önler?
Yeterli folik asit alımı şu hastalıkları önler:
1)Gebelikte alımı bebekte nörol tüp defekti denen sinir hastalığımı önler
2)Kalp hastalığından koruduğu gösterilemedi
3)Kolon (kalın bağırsak) kanserinden korur.
4)Hipertansiyondan korur
5)Yaşlılıktaki işitme azlığından korur
6)Homosisteini azaltarak kemik kırıklarından korur
Folik Asit Vitamini Alırken B12 Eksikliğine Dikkat Ediniz
Folik asit vitamini günde 1000 mikrogramdan fazla
alınmamalıdır. Böyle alınırsa ve o kişide B12 yetmezliği hafif varsa
B12 yetmezliği şikayetlerini artırır. Folik asit vitamini B12
vitaminine bağlı kansızlığı düzeltir ancak B12 vitaminine bağlı beyin
ve sinir hasarının kalıcı olmasına neden olur. Özellikle yaşlı
kişilerde veya 50 yaşından büyük kişilerde B12 yetmezliği sık
olduğundan folik asit almadan önce mutlaka B12 vitamin düzeyine bakmak
gerekir. Multivitamin alınıyorsa folik asit yanında mutlaka B12
vitamini de olmalıdır.
Fazla Folik Asitin Zararı Var mı?
Gıdalarla alınan fazla folik asitin zararı yoktur.
Bu vitamin suda eridiğinden fazlası idrarla atılır. Ancak epilepsisi
olan hastalarda fazla folik asit kasılmaları artırabilir. Folik asit
vitamini günde 1000 mikrogramdan fazla alınmamalıdır
EL TİTREMESİ (TREMOR) GUATR (TİROİD) VE ŞEKER DÜŞÜKLÜĞÜNDE OLABİLİR
EL TİTREMESİ VARSA TİROİD VE KAN ŞEKERİ TETKİKİ YAPTIRINZ
El titremesi varsa bunun nedenlerini araştırmak
gerekir. Esansiyel tremor denen hiç bir nedene bağlı olmadan ellerde
titreme (TREMOR) olabildiği gibi, sinirlilik de ellerde tremor yapar.
Bazı nörolojik hastalıklarda örneğin Parkinson hastalığında ellerde
kaba bir titreme vardır.
Biz burada el titremesi yapan HORMON HASTALIKLARI
yani Endokrin hastalıklardan bahsedeceğiz. Bunlardan en önemlidsi
zehirli guatr diğeri kan şekeri düşmesidir.
1. HİPERTİROİDİ (ZEHİRLİ GUATR, GRAVES HASTALIĞI)
Tiroid bezinin çok çalışması durumuna halk arasında
Zehirli Guatr tıp dilinde ise Hipertiroidi denir. Bu hastaların
ellerinde ince titreme vardır. Hatta bazılarında dillde bile titreme
bulunur. Böyle bir sıkıntınız varsa öncelikle bir ENDOKRİN UZMANINA
başvurmanız gerekir.
Elleriniz titriyor, ağzınız kuruyor ve çok yemek
yemenize rağmen kilo veriyorsanız yada çabuk sinirleniyor ve çevrenize
bağırıp çağırıyorsanız sizde tiroid bezi fazla çalışıyor olabilir.
Hipertiroidisi olan bir kişide şu bulgular vardır:
Guatr
Hareketli olma, huzursuzluk
Çarpıntı (hızlı ve düzensiz kalp atımı olması
Yorgunluk
Güçsüzlük (ağır eşyaları kaldıramaz, merdiven çıkarken zorlanır)
Ellerde titreme
Saç dökülmesi
Sinirlilik, kolay heyecanlanma ve kolay öfkelenme
Canlı bakış, gözlerde büyüme, göz kapağında çekilme
Uykusuzluk, dikkat bozukluğu
Derinin sıcak, nemli ve ince olması
İshal
İştah artışı
Susama
Ağız kuruluğu
Sık idrara çıkma
Kilo kaybı (zayıflama)
Adetlerde azalma veya kesilme
Cinsel istekte azalma, sperm sayısında azalma
Erkeklerde meme büyümesi (jinekomasti)
Kemik erimesi
Kaslarda güçsüzlük
Çabuk yorulma
Ellerde ince titreme vardır. Bunu daha iyi anlamak
için eller uzatılır ve üzerine ufak kağıtlar konur. Kağıtlarda
ellerdeki titremeyle paralel titremeler daha belirgin olarak ortaya
çıkar. Bazen dilde ve göz kapaklarında da titreme olabilir.
Teşhis kolaydır ve bu amaçla kanda TSH, T3 ve T4
hormonlarının ölçümü yapılır. Hipertiroidi varsa TSH normalin altına
düşmüştür (genellikle <0.01 U/L), bu arada T3 ve T4 hormonları aşırı
derecede yükselmiş olarak bulunur. Gözlerde öne doğru fırlama ve
hormonlarda yükseklik varsa Graves hastalığı teşhisi kolayca konur.
Graves’li hastalarda anti-TPO antikorlar hastaların % 90’ında, anti–TG antikorlar ise % 60’ında yüksek olarak bulunur.
TSH reseptör antikor ölçümü her zaman gerekli
değildir. Ancak teşhisin şüpheli olduğu durumlarda yapılabilir. Örneğin
gebelikte ve tiroid bezinde nodül bulunan Graves hastalarında ölçülmesi
hastalık teşhisinde faydalı olur. Nodülü olanlarda bu antikor yüksek
olmaz; buna karşılık Graves’te yükselir. Graves’li hastaların %
5-20’sinde TSH reseptör antikorlarının kanda yüksek olmadığını da
bilmekte fayda vardır.
Graves hastalığında tiroid bezinde nodül varsa onun
sıcak mı yoksa soğuk mu olduğunu değerlendirmek için tiroid
sintigrafisi yapılabilir.
Tiroid ultrasonu yapmak bu hastalarda faydalıdır. Bezin büyüklüğü ve nodül olup olmadığı hakkında bilgi sahibi olunur.
Hipertiroidi hastalarında SGOT, SGPT, alkalen
fosfataz ve GGT gibi karaciğer enzimlerinde yükseklikler saptanır. Bu
enzim yükseklikleri aylar sürebilir. Bu nedenle karaciğer tetkikleri
belirli aralıklarla takip edilmelidir. Kolesterol ve trigliserit gibi
kan yağlarında azalma saptanır.
Graves hastalarında tam kan sayımı da yapılarak tedavi sırasında takip edilmelidir.
% 20 hastada serum kalsiyum düzeyinde artma, magnezyumda ise azalma olabilir.
TEDAVİ:
TEDAVİ İÇİN ENDOKRİN UZMANINA BAŞVURUNUZ.
Graves’li hastaların çoğu poliklinik şartlarında
yani hastaneye yatmadan tedavi edilir. Hastanın hastaneye yatmasına
gerek yoktur. Ancak hipertiroidinin komplikasyonu olarak kalp atım
hızının çok arttığı (atrium fibrilasyonu) bir durum, kalp yetmezliği
veya psikoz gelişmişse hastaneye yatırmak gerekebilir. Buna doktorunuz
karar verir.
Hipertiroidi tedavi edilmezse kalp kasında hastalığa
(kardiyomyopati), atrium fibrilasyonu denen kalbin çok hızlı atması
durumuna ve kalp yetmezliğine neden olabilir. Herhangi bir enfeksiyon,
ishal, şiddetli travma veya ameliyat sırasında bu hastalar tiroid
krizine girerler ve bu kriz ölüm riski taşır. Bu nedenle hipertiroidi
hastalığının mutlaka tedavi edilmesi gerekir.
Graves hastalarının tedavisinde ilk yapılacak tedavi
ilaç tedavisidir. İlaç tedavisine cevap alınamadığı durumlarda
radyoaktif iyot tedavisi veya ameliyat yapılır.
2. ŞEKER DÜŞMESİ (REAKTİF HİPOGLİSEMİ)
Yemek yedikten sonra kan şekerinnde oluşan düşmeler ellerde tremor yani titreme yapabilir.
Yemek sonraları kan şekeri düşüklüğü, yaşamı çok
kötü etkileyen, enerjiyi düşüren, halsizlik, yorgunluk ve baş dönmesi
yapan, iş verimini düşüren ve sizi kızgın, öfkeli, sabırsız bir hale
getiren bir durumdur. Çok sık olmasına rağmen üzerinde pek durulmayan
önemli bir hastalıktır. Kilo veremeyen kişilerin çoğunda reaktif
hipoglisemi vardır.
Gün içinde acıkma atakları oluyor ve şekerli
gıdalara saldırıyorsanız; öğleden sonraları baş ağrısı varsa; uykudan
birkaç saat sonra gece yarısı uyanıyor ve zor uyuyabiliyorsanız; kötü
rüyalar görüyor ve devamlı bir yorgunluk varsa; öğleden sonra canınız
şeker veya kahve içmeyi çok istiyorsa; baş dönmeleri varsa; yemek
yiyinceye kadar halsizlik ve yemek gecikince kendinizi bitkin
hissediyorsanız; halsizliğiniz yemek yiyince düzeliyorsa; yemek
gecikince ellerde titreme ve çarpıntı oluyorsa; çok duygusalsanız,
çabuk sinirleniyor ve kontrolünüzü kaybediyorsanız; yemek önceleri çok
huzursuzsanız; yemeklerden sonra uyku basıyor ve gün boyu
uyukluyorsanız, bu belirtiler kahvaltı öncesi de oluyorsa, kan
şekerinizde düşüklük olabilir. Bunun başlıca nedeni de dengesiz
beslenme, fazla karbonhidratlı, nişastalı gıdalar ve şeker yeme, stres
ve aşırı kafein alımı (kahve, çay, kola) veya ailenizde şeker hastalığı
olmasıdır. TEDAVİ İÇİN bir ENDOKRİN UZMANINA BAŞVURUNUZ ve Prof Dr
Metin Özata nin hazırlamış olduğu Gİ DİYETİ kitabını okuyunuz.
|
AĞIZ KURULUĞU ZEHİRLİ GUATR ve DİYABET (ŞEKER) BELİRTİSİ OLABİLİR
Ağız
kuruluğunun bir çok nedeni vardır. Tükrük bezi hastalıkları, kullanılan
bazı ilaçlar (özellikle allerji ilaçları, antihistaminkler, depresyon
ilaçları gibi), romatizma, parkinson, radyoterapi, kafein (kahve çay
fazla içme) neden olabilir.
AĞIZ KURULUĞU YAPAN HORMON HASTALIKLARI:
1. ZEHİRLİ GUATR (HİPERTİROİDİ, GRAVES)
Tiroid bezinin aşırı çalışmasına yani aşırı tiroid
hormonu üretmesine tıp dilinde hipertiroidi adı verilir. ‘’Hiper’’
Latince ‘’fazla’’ veya ‘’yüksek’’ manasına gelir. Hipertiroidi
hastalığına tıp dilinde ‘’ tirotoksikoz ‘’ adı da verilir. Tiroid bezinin aşırı çalışmasına halk arasında ‘ ’zehirli guatr’’ veya ‘ ’iç guatr’’
isimleri de verilmektedir. Bu isimlendirmeler maalesef yanlıştır; ne
zehirlenme söz konusudur ne de bir iç guatr vardır. Elleriniz titriyor,
ağzınız kuruyor ve çok yemek yemenize rağmen kilo veriyorsanız yada
çabuk sinirleniyor ve çevrenize bağırıp çağırıyorsanız sizde tiroid
bezi fazla çalışıyor olabilir.
Graves hastalığı olan genç hastalarda çarpıntı,
sinirlilik, aşırı heyecanlanma veya duyarlılık, uyku bozuklukları,
cinsel güçte azalma, kolay yorulma, hareketlilik, ishal, aşırı terleme,
sıcaktan hoşlanmama, soğuğu tercih etme, ufak bir yürüyüşle hemen
yorulma ve nefes darlığı, kilo kaybı, iştah artışı, susama, ağız
kuruması, adetlerde azalma, uyku bozukluğu ve bazı psikolojik
bozukluklar olabilir.
İştah artışına rağmen kilo kaybı bu hastalığın en
önemli belirtilerinden birisidir. Bu hastalık metabolizmayı
hızlandırdığından aşırı yemek yenmesine rağmen kilo kaybı olur. Çok
nadiren kilo artışı da olabilir.
Çarpıntı veya kalp atım sayısında ve nabız sayısında
artış her 100 hastadan 96’sında görülür. İstirahatte iken nabız hızı
dakikada 89’tan fazladır.
Saç kılları incedir. Yaygın veya hafif saç dökülmesi görülebilir.
Hastalarda huzursuzluk ve aşırı sinirlilik vardır;
ajite haldedirler ve yerinde duramazlar. Bazen birden öfkelenirler.
Kalabalık yerlerden hoşlanmazlar. Ufak tefek şeyler için bağırıp,
çağırırlar.
Kas güçsüzlüğü bazen çok şiddetli olur ve hasta sandalyeden kalkmakta veya merdiven çıkmada zorluk çeker.
Tırnaklar yumuşaktır ve kırılabilir. Tırnaklarda çekilme özellikle 4. ve 5. parmak tırnaklarında görülür.
Hastaların % 10’nunda bacaklarda, kolda ve diz ekleminde ağrı olabilir. Bu ağrılar bazen kendiğinden düzelebilir.
Cilt ince, ılık ve nemlidir. El ayalarında
kırmızılık ve kaşıntı olabilir. Ürtiker denilen cilt allerjisi ve
vitiligo (ciltte renksiz veya beyaz alanlar olması) da sıklıkla
birlikte bulunur.
Oftalmopati denilen göz belirtileri Graves’li
hastaların % 25-30’unda saptanır. Gözlerde öne doğru fırlama vardır.
Bazı hastalarda çift görme şikayeti olur. Görmede bozukluk, ışıktan
rahatsız olma ve gözde kaşıntı ve yanma meydana gelebilir. Bakışlar
canlıdır ve üst göz kapağında gecikme ve tam kapanma olmayabilir. Bazen
şaşılık oluşabilir.
Ellerde ince titreme vardır. Bunu daha iyi anlamak
için eller uzatılır ve üzerine ufak kağıtlar konur. Kağıtlarda
ellerdeki titremeyle paralel titremeler daha belirgin olarak ortaya
çıkar. Bazen dilde ve göz kapaklarında da titreme olabilir.
Hipertiroidili hastalarda kemik erimesi (diğer
adıyla osteoporoz), kan kalsiyum düzeyinde artma, ve kanda alkalen
fosfataz tetkikinde artış görülebilir. Bu hastalarda ayrıca kanda
osteokalsin ve SHBG adı verilen proteinlerin düzeyleri artar. Karaciğer
testleri denilen SGOT, SGPT ve GGT tetkiklerinde artış olur ve
tedaviyle bu artışlar düzelir, fakat bazı hastalarda ilaç tedavisiyle
karaciğer tetkikleri gittikçe yükselebilir, o zaman radyoaktif iyot
tedavisi yapılması gerekir.
Kadınlarda adet düzeni bozulur; adet sayısında
azalma veya kesilme olabilir. Yumurtlamada bozukluk olduğundan gebe
kalma şansı azalır. Gebelikle birlikte hipertiroidi olursa düşük doğum
ağırlıklı bebek nedeni olduğu gibi ‘’ Preeklampsi’’ denen
tansiyon yükselmesi ve kusmalarla kendini gösteren bir hastalık da
ortaya çıkabilir. Bu nedenle çocuk isteyen kadınların Graves hastalığı
tedavisi bittikten sonra gebe kalmaları daha uygundur.
Erkeklerde memelerde büyüme, empotans ve sperm sayısında azalma olabilir.
Şeker hastalarında Graves hastalığı ortaya çıkarsa
kan şekerinde yükselmeler oluşur ve bu nedenle kullanılan ilaç dozunu
artırmak veya insülin kullanmak gerekebilir.
Metabolizma hızı arttığından kan yağlarında (kolesterol ve trigliserid düzeylerinde ve LDL kolesterol) azalma olur.
TEŞHİS İÇİN TSH T3 ve T4 hormonları ölçülür ve tedavi için bir ENDOKRİN UZMANINA başvurulur.
2. DİYABET (ŞEKER HASTALIĞI) ve DÜŞÜK ŞEKER
Ağız kuruluğu yapan en önemli hastalıktır.
Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi
yediğimiz gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar
bağırsaklarda parçalanarak ufak şeker parçalarına dönüşür ve daha sonra
bağırsaktan emilerek kan akımı yoluyla vücudumuza dağılır. Enerji
sağlanması için kan şekerinin özellikle kas, karaciğer, yağ ve beyin
gibi dokular olmak üzere tüm organların hücrelerine girmesi gerekir.
Kanda bulunan şekerin hücrelere girmesi pankreas bezinden salgılanan
insülin hormonu sayesinde olur. İnsülin hormonu kanda yoksa veya olduğu
halde hücrelerce emilemiyor ve etki gösteremiyorsa kandaki şeker
hücreye giremediğinden birikir ve şekeriniz yükselmeye başlar. İşte kan
şekerinin sabah aç karna yapılan ölçümde 126 mg/dl yi geçmesi durumuna
şeker hastalığı diyoruz. Kanda şekeri 180 mg/dl’yi geçince idrarla
atılmaya başlar, yani idrarırınızda şeker çıkar.
Şeker Hastalığının Belirtileri
Tip 1 şeker hastalarında çok su içme, çok idrara
gitme, çok yemek yenmesine karşın kilo verme gibi şikayetler çok
belirgin olduğu halde Tip 2 şeker hastalarında bu belirtiler silik
olabilir ve hastalık sinsi bir şekilde başlar. Bu kişilerin çoğunda
hiçbir şikayet olmayabilir. Bazı hastalarda ise sık idrara gitme, aşırı
açlık, zayıflama, halsizlik, görmede bulanıklık, kadınlarda vajinal
kaşıntı, susuzluk ve çok su içme gibi belirtiler ortaya çıkabilir.
Şeker hastalığında görülen belirtiler şunlardır:
Çok su içme ve ağız kuruması
Çok idrara gitme
Çok acıkma
Çok yemek yemeye rağmen zayıflama ve halsizlik
Yaraların geç iyileşmesi
Cildin kuru ve kaşıntılı olması
Ayaklarda uyuşma ve karıncalanma
Görmede bulanıklık
Vajinal kaşıntı
Yemeklerden sonra uyku gelmesi
Tatlıya düşkünlük
Sinirlilik
El ayalarında ve ayak altlarında yanma
Uzun açlıklarda el-ayak titremesi
Horlama
TEŞHİS İÇİn KANDA AÇ KARNA ŞEKER ÖLÇÜMÜ YAPILIR. BİR ENDOKRİN UZMANINA BAŞVURUNUZ.
3. ŞEKERSİZ ŞEKER HASTALIĞI (DİYABETES İNSİPİDUS)
Çok idrara çıkma, ağız
kuruluğu, aşırı susama hissi ve çok su içme en sık ve en belirgin
bulgulardır. Genellikle belirtiler ani başlar ve soğuk içeceklere istek
artmıştır. Çoğu hastada günlük idrar çıkışı 2-6 litre ve bazen 16-24 lt
arasında olabilir ve idrara çıkma sıklığı gece ve gündüz 30-60 dakika
aralıklar ile olabilir.
Gece idrara çıkma sıktır.
Sıvı alımında sorun olmayan hastalarda başka klinik bulgu yada yakınma
gözlenmez ; ancak herhangi bir nedenle yeterli sıvıya ulaşamayan
hastalarda aşırı idrarla sıvı kaybı ve volüm kaybına bağlı olarak
vücutta su azalması, tansiyon düşmesi, şok ve ölüm gelişebilir.
Laboratuar bulguları
Diyabetes insipidus
olabileceği düşünülen hastalarda 24 saatlik idrar miktarını belirlemek
aşırı idrar yapımının varlığını saptamak açısından önemlidir.
Erişkinlerde 24 saatlik idrar miktarının 3 litre ya da üzerinde olması
veya idrar miktarının erişkinlerde > 40 ml/kg/24 saat, çocuklarda
> 100 ml/kg/24 saat olması aşırı idrar yapılmış olduğu tanısı için
yeterlidir.
İdrar osmolaritesi ≤ 200 mmol/kg, idrar dansitesi ≤ 1005, serum osmolaritesi > 287 mmol/kg’dır.
Serum sodyumu artmıştır .
Tanı
Hastalığın tanısı için öykü, klinik bulgular ve laboratuar bulguları son derece önemlidir.
Serum ya da idrar ADH düzeylerinin ölçülmesi hem tanıda yetersiz kalabilen hem de oldukça pahalı tetkiklerdir.
Hastalığın tanısında su kısıtlama-ADH testi kullanılmaktadır.
Hastalığın nedenini öğrenmek için hipofiz MR veya CT tetkikleri yapılabilir.
Su kısıtlama-ADH testi; Testin temel amacı sıvı
kısıtlaması sırasında ve ADH uygulanmasını takiben idrar miktarı,
osmolaritesi, dansitesi ve serum osmolaritesindeki değişiklikleri
gözlemleyerek teşhis koymak ve ayırıcı tanıyı yapmaktır
OMEGA-3 (BALIK YAĞI): İNSÜLİN DİRENCİ, KARACİĞER YAĞLANMASI VE OBEZİTEDE FAYDALARI
OMEGA-3 (BALIK YAĞI) İNSÜLİN DİRENCİ, KARACİĞER YAĞLANMASI VE OBEZİTE ÜZERİNDE FAYDALI OLUYOR
Yeni yapılan çalışmalar balıklardan elde edilen
omega-3 'ün karaciğer yağlanması, insülin direnci ve obezite
(şişmanlık) tedavisinde faydalı olabiliceğini ortaya koydu.
OMEGA-3 NEDİR?
Omega-3 ve omega-6 asitleri
vücutta yapılamayan ve dışarıdan alınması gereken yağ asitleridir.
Bunlara bu nedenle tıp dilinde esasnsiyel yağ asitleri adı verilir.
Buradaki 3 ve 6 rakamları kimyasal yapılarındaki ilk çift bağlanmanın
olduğu karbon atomunu gösterir. eicosapentaenoic acid (EPA) ve docosahexaenoic acid (DHA) uzun zincirli omega-3 yağ asitleridir.
Görevleri:
1)Hücre
mebranı sabitler: Hücre memranların iyi çalışması omega-3 ve omega-6
ile olur. DHA özellkle retina ve sinir hücre membranlarında bulunur.
2)Görme:
DHA isimli omega-3 göz dibindeki retina hücrelerinde yüksek
konsantrasyonda bulunur. Retinanın gelişimi için DHA ayağa siti çok
önemlidir.
3)Sinir
Hücreleri: beyindeki gri dokuda bulunan posfolipidler yüksek oranda DHA
yağ asiti ve araşidonik asit bulunur. Hayvan çalışmaları beyindeki DHA
azaldığında öğrenmenin azaldığını göstermiştir.
4) iltihap hormonları üretimini azaltır
5)Gen etkileşimi yapar.
Yağ Asit Yetmezliği;
Esansiyel yağ siteleri
eksikliğinde klinik olarak bebeklerde büyüme ve gelişmede azalma,
enfeksiyonlara eğilimin artması, yara iyileşmesinin zor olması gibi
belirtiler olur. Omega-3 ve omega-6 az alınınca omega-9 kanda artar.
Kronik yağ emilim bozukluğunda, kistik fibroziste yağ asit yetmezliği
sık görülür.
Omega-3 ve Omega-6’nın Hastalık Önlenmesinde Kullanımı:
1)Erken Doğan Prematüre Bebeklerde mamalara Katılması:
Prematür doğan bebeklerde göz ve
sinir dokusu gelişimi için mamalara DHA katılması düşünülmüştür. Ancak
yapılan bilimsel çalışmalarda faydalı olduğunu bildiren sonuçlar olduğu
kadar faydalı olmadığını bildiren çalışmalar da vardır.
2) Gebelik:
Gebelikte omega-3 almanın
gestasyonal diyabet (gebelik diyabeti), hipertansiyon ve eklampsi denen
hastalık oluşmasını önlemediği saptanmıştır. Avruapa’da yapılan
çalışmalarda yüksek riskli gebelere son trimestrde (son üç ayda) günde
2.7 gram EPA+DHA yağ asiti verildiğinde prematür doğum riskinin % 33
den % 21’e azaldığı gösterilmiştir. Gebelikte EPA ve DHA alan
annelerinin beyin fonksiyonlarının daha iyi olduğu iddia edilmişse de
ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
3) Kalp Hastalıkları:
Omega-6 Yağ Asiti Kullanımı: .
Omega-6 (linoleik asit, LA) ya
asiti kullanımı bazı çalışmalarda kalp hastalığını önlediği gösterilmiş
bazılarında ise gösterilememiştir. Omega-6 alanlarda kolesterol,
trigliserit ve LDL kolesteroö düzeyleri daha düşük bulunmuştur.
Omega-3 Kullanımı
Alfa linolenik asit (ALA) bir
omega-3 yağ asitidir ve yapılan çalışmalar günde 1 gram ALA alanlarda
koroner kalp hastalığının % 16 azaldığını , riskin % 47 azaldığını
göstermiştir. Omega-3 alınmasıyla kan kolesterolü düşmezken CRP denen
kalp hastalığı riskini gösteren protein azalır.
Uzun Zincirli Omega-3 Yağ Asiti EPA ve DHA Kullanımı:
EPA ve DHA alımı en etkili metot
olup bunları alanlarda kalp ve damar hastalıkları aritmilerin
önlenmesi, ani ölümün önlenmesi, pıhtı oluşumunun önlenmesi, kan
trigliserid düzeyinin azalması, damar sertliğinin azalması, damar
endotelinin düzelmesi ve enflamasyonun azalması ile kendini gösterir.
Bu nedenle kalp krizi ve inme azalır. Bu nedenle haftada en az 2 kez
yağlı balık yemelidir.
Hastalıkların Tedavisinde Kullanımı:
1)Koroner Kalp hastalığı varsa: Günde 1 gram EPA-DHA alınmalıdır
2)Şeker Hastalarında: Özellikle trigliserid yüksekse omega-3 alınmalıdır (1 gram/gün)
3)Trigliserrit Yüksekse: Günde 2 gram DHA+EPA alınmalıdır
4)Romatoit Artrit: Bu hastalarda diğer ilaçların dozunda azalmaya neden olur.
5)Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığı: Bu hastalıklarda umut verici sonuçlar alınamıştır.
6)Astım Hastaları: Yapılan çalışmalarda faydası bulunamadı.
7)Depresyon
ve Manik-Depresyon, Şizofreni: Bazı çalışmalarda EPA+DHA alan
hastalarda deprosyonun kısmen düzeldiği veya faydalı olduğu
gösterilmiştir. Manik-Depresyon ataklarında da azalma olmuştur.
Şizofrenili hastalarda da kanda omega-3 yağ asitleri düşük
bulunduğundan EPA verilmiştir. Antipsikotik ilaçlarla birlikte EPA
verilen hastalarda iyileşma daha iyi bulunmuştur.
Hangi Gıdalarda Bulunur:
Omega-6 Yağ Asitleri:
Omega-6 yağ asitleri bitkisel
yağlarda bulunur. Soya yağı, ayçekirdeği yağı, mısır yağında ve susam
yağında omega-6 yağ asiti vardır. Ceviz, badem, fındık gibi kuru
yemişlerde vardır.
Omega-3 Yağ Asitleri:
ALA
(Alfa linoeik Asit) : ALA omega-3 yağ asiti keten tohumu, ceviz ve
bunların yağında bulunur. Kanola yağı da ALA kaynağıdır. Bu nedenle
Kanola yağı en iyi yağlardan birisidir.
Diyetle alınan omega -6’ nın
omega-3’e oranı giderek artmış ve son zamanlarda 10-20/1 olmuştur. Oysa
esas faydalı olan omega-3 yağ asit alımının artırılmasıdır. Bu nedenle
Amerikan Kalp Cemiyeti kalp ve damarları korumak ve ritm
bozukluklarından korunmak için haftada en az 2 defa balık yenmesini ve
koroner kalp hastalığı varsa yaklaşık 1 gram omega-3 ‘ün
eicosapentaenoic acid (EPA) ve docosahexaenoic acid (DHA) karışımı
olarak alınmasını önermektedir.
Eicosapentaenoic Acid (EPA) ve Docosahexaenoic Acid (DHA):
Bunlar en iyi omega-3 yağ
asitleridir. Bunların esas kaynağı yağlı balıklardır. Somon, sardunya,
Tuna balığı gibi yağlı balıklar bu yağ asitlerince zengindir.
Piyasada Nasıl Satılır?
Omega-6 Yağ Asiti:
Borage Oil (yağ), evening
primrose oil içinde çok fazla gama linoneik asit (GLA) vardır ve bu
omega-6’dır. Bu ilaçlar yüksek dozda mide ve barsaklarda yan etki
yapar. Primrose evening oil ürününü epilepsisi olanlar kullanmamalıdır.
Kasılmaları artırabilir.
Omega-3 Yağ Asiti:
Keten tohumu yağında omega-3
(ALA) yağ asiti vardır. Balık yağı içinde EPA ve DHA oranı çok
değişkendir. Bu nedenle bu tür ürünlerin etiketindeki EPA ve DHA
oranını okumak gerekir. Bu ürünler yemekle birlikte iyi emilir. Cod
liver oil de omega-3 içerir ancak bunda yüksek A vitamini vardır. Omega-3 alanlarda yan etki olarak reflüde artma, bulantı ve ishal olabilir.
Omega-3 Alırken Dikkat:
Omega-3 ürünleri 3 gram/güne
kadar güvenle alınırsa da kanama zamanında uzama olmasına dikkat
edilmelidir. Coumadin, aspirin gibi ilaç kulananlar kanama zamanı ve
INR ile takip edilmelidir. Bu ürünler bağışıklık sistemini
baskıladığından sık hastalanan (enfeksiyon geçiren) ve bağışıklık
sistemi bozuk kişilerde kullanmamalıdır. Bazı hastalar trigliserit
yüksekliği için balık yağı alırken LDL kolesterol düzeyini kontrol
etlidir. Yapılan bazı çalışmalarda balık yağı tüketen kişilerde LDL
kolesterolün arttığı saptanmıştır.
İNSÜLİN DİRENCİ NEDİR?
İnsülin hormonu, midenin altında bulunan pankreas
bezindeki beta hücrelerinden salgılanır. Pankreas bezinden insülin
salgılanması kan şekeri seviyesine göre ayarlanır. Kanda şeker artınca
ilk 1-2 dakika içinde pankreastan insülin salgısı hızlı olur ve buna ‘’ilk faz insülin salgısı’’ denir. Bu salgı 3-7 dakika sürer. Daha sonra ikinci faz denen salgı oluşur ki, bu yavaş bir salgılanmadır ve devamlıdır.
Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi
yediğimiz gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar
bağırsaklarda parçalanır ve ufak şeker parçalarına dönüşür ve
bağırsaktan emilerek kan akımı yoluyla vücudumuza dağılır. Enerji
sağlanması için kan şekerinin, kas, karaciğer, yağ ve beyin gibi
dokular başta olmak üzere hepsine girmesi gerekir. Kandaki şekerin
hücrelere girmesi pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu
sayesinde olur. Bir bakıma insülin enerjinin depolanmasını sağlayan bir
hormondur. İnsülin hormonu yoksa veya olduğu halde etki gösteremiyorsa
şeker hücreye giremediğinden kanda birikir ve şeker hastalığı ortaya
çıkar. Kan şekerinin ayarlanmasında insülin çok önemli olmasına rağmen
diğer hormonların (glukagon, adrenalin gibi) da kısmi etkileri vardır.
Obezite yani kilo almaya neden olan hormonlardan
birisi kanda insülin hormonunun yemek sonrası yüksek olmasıdır. Yüksek
glisemik indekse sahip yani kan şekerini hızlı yükselten
karbonhidratların devamlı fazla yenmesi kanda insülin hormonunun hep
yüksek olmasına, doygunluğun kısa süreli olmasına, acıkma ataklarına ve
kilo almaya neden olur. Kandaki aşırı insülin kilo almanızın en önemli
nedenidir. Bu nedenle kanda insülin düzeyini normal sınırlarda tutmak
kilo vermenizi sağlamaktadır.
Kanda yüksek olan insülin
önceleri kan şekerini hücrelere sokar, fakat daha sonra bu görevini
yapamaz hale gelir. İşte insülin hormonunun yeterince etkili
olamamasına İNSÜLİN DİRENCİ (Rezistansı) adı verilir. İnsülin direnci’ni kan damarıyla hücre arasında bulunan bir duvar olarak düşünebilirsiniz. Bu duvar (insülin direnci) kandaki glukozun kas ve yağ hücresine girmesini önler. Duvar yükseldikçe (insülin direnci arttıkça) kan şekerinin hücreye girmesi için daha fazla insülin salgılanması gerekir. Pankreastan salgılanan insülin
hormonu salgısı, belirli bir süre sonra pankreas bezinin çok
çalışmaktan dolayı yorulması nedeniyle azalır ve şeker hastalığı ortaya
çıkar. Bu süreçte önce reaktif hipoglisemi (acıkma atakları), gizli şeker ve sonra aşikar şeker hastalığı ortaya çıkar.
İnsülin direncinin etkili olduğu
yerler kaslar ve karaciğerdir. Kandaki şeker kaslar ve karaciğer
tarafından çok miktarda alınır. Eğer direnç varsa yani insülin
yeterince etkili değilse yemek sonrası kanda artan şeker kas ve
karaciğere giremediği için kanda birikmeye başlar ve kan şekeri
yükselir. ,
İnsülin hormonu yağ dokusundan
yağların çözülmesini engelleyen bir hormondur. İnsülin etkisi azalınca
yağ dokusundan yağlar çözülmeye başlar ve kanda yağ asitleri veya
yağlar artmaya başlar.
Karaciğerde oluşan şeker üretimi
sağlıklı kişilerde insülin hormonu tarafından baskılanır. Şeker
hastalarında ise insülin etkisi olmadığından karaciğerden de aşırı
miktarda şeker üretilir ve kan şekeri yükselir. Açlık kan şekeri 100
mg/dl ‘yi geçtiği andan itibaren karaciğerde şeker üretimi artmış
demektir.
İnsülin direnci kilolu kişilerde
daha fazladır ve o yüzden kilo arttıkça bu direnç artar ve şeker
hastalığı görülme olasılığı artar. Özellikle yağın karında iç organlar
etrafında birikmesi şeker hastalığı riskini iyice artırır.
Yağ dokusundan çözünen yağ
asitlerinin kanda çok artması hem insülinin çalışmasını bozar hem de bu
yağların depolanmaması gereken pankreas gibi dokularda depolanması da
şeker hastalığı gelişimine katkıda bulunur.
KARACİĞER YAĞLANMASI NEDİR?
Karaciğer yağlanması şişman kişilerde sıklıkla
görülen bir durumdur. Karaciğer yağlanması, şişmanlık dışında şeker
hastalığı olanlarda, kan yağları yüksek olanlarda ve tansiyon
yüksekliği olan kişilerde sık görülmesine rağmen nedeni tam olarak
bilinmemektedir. Tedavisi konusunda da tam bir açıklık yoktur.
Karaciğer yağlanması olan hastaların çoğunda basit
yağlanma vardır ve bu hastalık genellikle iyi seyreder ve siroza
dönüşmez. Ancak karaciğerde iltihaplanma yani yağlı hepatit varsa (ikinci dönem) siroz gelişebilir.
Erişkin yaştaki şişmanların %57-75’inde, çocuk şişmanların ise %23-50’sinde karaciğer yağlanması vardır.
Karaciğer yağlanması teşhisi konulan kişilerin
çoğunda, herhangi bir şikayet ve belirti yoktur. Bir kısmı ise
yorgunluk, halsizlik ve karnın sağ tarafında dolgunluk hissederler.
Karaciğer yağlanması olan kişilerin karaciğerlerinde büyüme ortaya
çıkar.
Karaciğer yağlanması olan kişilerde AST (SGOT) ALT (SGPT), alkalen fosfataz ve GGT adı verilen karaciğer testlerinde yükselme olur. Bu testlerin yüksek çıkması o kişide karaciğerde hasar olduğunu gösterir.
Karaciğerde basit yağlanma olan hastaların %59’unda
zaman içinde hastalıkta herhangi bir değişiklik olmazken, %13’ünde
yağlanma kendiliğinden iyileşir. Bununla birlikte hastaların %28’inde
ilerleme ve siroza doğru bir gidiş olabilir.
Karaciğer yağlanmasının tedavisi için kilo vermeli
ve buna uygun bir diyet yapmalıdır. Birlikte şeker hastalığı ve kan
yağlarında yükseklik varsa bu hastalıkların da tedavi edilmesi gerekir.
Karaciğer yağlanması olan hastaların kilo verirken yavaş kilo vermeleri
çok önemlidir. Hızlı kilo verenlerde karaciğer hastalığı kötüleşir.
Çocukların haftada en fazla 500 gram, erişkinlerin ise haftada en fazla
1600 gram kilo vermesi gerekir. Tedavide doktorunuzun önereceği bazı
ilaçlar kullanılabilir.
|
DENGE -YÜRÜME BOZUKLUĞU VE B12 VİTAMİNİ
DENGE VE YÜRÜME BOZUKLUĞU B12 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDEN OLABİLİR
Yürüme ve Denge bozukluğu nörolojik hastalıklar,
kulak hastalıkları ve bazı tiroid hastalıklarında ve şeker düşüklüğünde
olabilir. Ayrıca bazı psikolojik hastalıklarda psikosomatik hastalık
olarak kendini denge bozukluğu ile ortaya koyar. Psikiyatrik bazı
hastalıklarda dahi denge bozukluğu olabilir..
Biz burada B12 vitamini eksikliğinin neden olduğu denge ve yürüme bozukluğundan bahsetmek istiyoruz.
B 12 VİTAMİNİ NEDİR?
Yapısında kobalt metali bulunduğundan B12 vitaminine kobalamin ismi de verilir. Multivitamin ilaçlarda B12 vitamini siyanokobalamin adıyla bulunur. B12 vitamini sinir dokusunun sağlığı ve kırmızı kan hücresi (eritrosit) ve hücrelerimizde bulunan DNA’nın yapımı için gerekli olan bir vitamindir.
Diyetle alınan B12 vitamini mideden salgılanan intrensek faktör adındaki bir proteinle birleşerek bağırsaklardan emilir.
Besinlerde bulunan B12 vitaminin bağırsaklardan iyi emilmesi, mide, pankreas ve bağırsakların iyi çalışmasına bağlıdır.
Günlük B12 vitamini ihtiyacı 2.4 mikrogram kadardır.
Bulunduğu Gıdalar
B12 vitamini hayvansal besinlerde yani kırmızı et,
tavuk, hindi eti ve balıkta ve çok az oranda sütte ve yoğurtta bulunur.
Bitki ve mayada bulunmaz. Bir bardak pastörize sütte 0.9 mikrogram B12
vitamini vardır.
B12 Vitamini Eksikliği
B12 vitamin eksikliği pernisiyöz anemi denen kansızlık durumunda görülür. Pernisiyöz anemi
B12 vitaminin bağırsaklardan emiliminin bozulması nedeniyle oluşan bir
hastalıktır. Bu hastalık 60 yaş üzerindeki kişilerde % 2 oranında
görülür ve tedavisi için B12 vitamini iğnesi (enjeksiyonu) yapılır. B12
vitamin eksikliği varsa kırmızı kan hücrelerinin büyüdüğü megaloblastik
anemi görülür.
B12 eksikliği genellikle et yemeyenlerle
(vejetaryenlerde), mide ve bağırsak hastalığı olanlarda görülür. Bunun
nedeni de B12 vitamininin çoğunlukla hayvansal besinlerde bulunmasıdır.
Midelerinde atrofik gastrit hastalığı olanlarda veya midesi
ameliyatla alınanlarda özellikle B12 vitamin eksikliği sık görülür. Bir
çalışmada midesinde helikobakter pilori bakterisi olanlarda B12
vitamini eksikliğinin sık görüldüğü ortaya konmuştur. Bazen nadiren
kalıtımsal olarak B12 vitamini yetmezliği görülebilir. Yaşlılık ise
önemli bir B12 vitamin yetmezlik nedenidir. Yaşlılarda B12 vitamini
yetmezliği sık görülür. B12 vitamini eksikliğinde kanda ve idrarda
metil malonik asit aratraken kanda ayrıca homosistein yükselir.
B12 vitaminin emilmesini engelleyen ve azlığına neden olan hastalıklar şunlardır:
·Midede atrofi, asit olmaması
·Midede helikobakter pilori bakteri varlığı
·Antibiyotik sonrası bağırsakta aşırı bakteri çoğalması
·Uzun süre şeker hastalığı ilacı olan metformin kullanmak
·Antiasit, H2 reseptör antagonist ve protom pompa inhibitörü denen mide ilaçları kullanmak
·Kronik alkol kullanımı
·Mide ameliyatı geçirenler
·Pankreas bezinin iyi çalışmaması
·Sjögren sendromu
·AIDS hastalığı veya HIV pozitif kişiler
B12 yetmezliği olan kişilerin sadece % 29’unda anemi
ve % 64’ünde kırmızı kan hücrelerinde büyüme görülür. O nedenle B12
yetmezliği her kişide kansızlıkla karşımıza çıkmaz. B12 yetmezliği
nedeniyle bu kişilerde dilde yanma (glossit), vajende atrofi ve emilim
bozuklukları olabilir. Birlikte demir eksikliği veya talassemi varsa
kırmızı kan hücrelerinde büyüme olmayabilir. Bu hastaların bazılarında
uyuşma, hissizlik, halsizlik, hafızada zayıflama ve kişilik
değişiklikleri olabilir.
B12 vitamin eksikliği yapan bazı ilaçlara dikkat edelim:
·Mide ve on iki parmak bağırsağı (duodenum) ülseri veya gastrit hastalığının tedavisinde omeprazol türü ilaç alan hastalarda B12 vitamin eksikliği veya kan düzeylerinde azalma olabilir.
· Kloramfenikol ve neomisin gibi antibiyotikleri kullananlarda
·Gut hastalığıı denen kanda ürik asit yüksekliği ile kendini gösteren hastalığın tedavisinde kullanılan Kolşisin ilacı B12 vitamini eksikliği yapabilir.
·Şeker hastalığı tedavisinde kullanılan metformin (Glukofaj veya glukoformin) ilacı B12 vitamini eksikliği yapabilir.
·Ameliyat sırasındaki anestezide kullanılan nitröz oksit de B12 vitamin eksikliği yapabilir.
B12 yetmezliği 60 yaşın üzerinde %10-15 oranında
görülür. Yaşlılardaki B12 vitamini eksikliği multivitamin ilaçlarla
tedavi edilebilir.
B12 Eksikliği Belirtileri:
B12 vitamin eksikliğinin hematolojik (kan
hastalığı-anemi), nörolojik (sinir sistemi) ve iskete üzerine etkileri
vardır. B12 eksikliğinde kırmızı hücrelerde büyüme (makrositoz) ile
karakterize anemi vardır. Bu kişilerde ayrıca kanda LDH ve ve bilirubin
yükselebilir. Bazen lökosit ve trombosit sayısı düşebilir. Nörolojik
yani sinir sistemiyle ilgili olarak ise omurilik arka ve yan
kısımlarında sinir hasarı ve buna bağlı özellkle bacaklarda simetrik
nöropati gelişir. Uyuşma ve ataksilerle başlayan bu durum denge
kaybıyla devam eder. İler aşamada ileri halsizlik, spastisite, klonus,
felç, idar ve gaita kaçırmaya kadar ilerler. B12 vitamini ksikliği olan
kişilerde osteoporoz sıklığının fazla olduğu da saptanmıştır.
B12 vitamini eksikliği olan kişilerde şu belirtiler görülür:
·Yorgunluk
·Halsizlik
·Bulantı
·Kabızlık
·Gaz
·İştah kaybı
·Kilo kaybı
·Kansızlık
·Yürümede zorluk ve denge bozukluğu
·Unutkanlık
·Demans
·Dilde ağrı
·Bacaklarda his kaybı ve uyuşma
·Kansızlık
·Kulakta çınlama
B12 vitamini eksikliğinde sinir sistemi bozuklukları da görülebilir.
B12 vitamini şu kişilerde ilave olarak verilmelidir:
- Pernisiyöz anemi
- Midesi ameliyatla alınanlar
- Vejetaryenler
- Yaşlılar
- Gebe ve bebekler
- Bağırsak hastalığı olanlar
50
yaşın üzerindeki kişiler, vejetaryenler, gebe kalmayı planlayan
kadınlar B12 vitaminini multivitamin ilaç olarak, günde 6-30 mikrogram
almalıdırlar. Pernisiyöz anemi yoksa B12 vitamini ağızdan tablet şeklinde alınmalıdır. Pernisiyöz anemi durumunda ve mide ameliyatlılarda enjeksiyon şeklinde alınmalıdır.
Bazı hastalıkların tedavisinde veya önlenmesinde B12 vitamini kullanımı:
·Kanda homosistein denen damar sertliği yapıcı madde yüksekse tedavi için B12 vitamini 0.5 mg/gün dozunda folik asit ile birlikte (0.5-5 mg/gün) alınabilir.
·B12 eksikliği varsa gebelerde çocuktaki sinir dokusu anormalliğini önlemek için folat tedavine ilave olarak verilmelidir.
·Alzheimer hastalarında B12 vitamini eksikliği sık olarak bulunur. Bu hastalarda B12 vitamini eksikliğinin giderilmesi gerekir.
·Depresyondaki hastalarda da sıklıkla B12 vitamini eksikliği görülür. Bu hastalara da B12 vitamini verilmesi gerekir.
·Kulak çınlaması olan hastaların bir kısmında B12 eksikliği görülmüş ve tedaviyle şikayetleri azalmıştır.
B12 Vitamini Fazlaısı zararlı mı?
B12 vitamini fazlalığı zararlı değildir
KAYNAKLAR:
SPERM AZLIĞINDA VİTAMİN VE MİNERAL DESTEĞİ
SPERM AZLIĞINDA VİTAMİN VE MİNERAL DESTEĞİ
Erkeklerde sperm azlığının bir çok nedeni vardır.
Bunlardan başlıcaları testis hastalıkları, kromozom hastalıkları,
varikosel, hormon hastalıkları, orşit denen testis itihabı (özellikle
kabakulak geçirenler) sayılabilir. Hormonlardan prolaktin yüksekliği,
hipotiroidi (tiroid hormon azlığı), testosteron hormon düşüklüğü gibi
hastalıklar buna neden olabilir.
Öncelikle yapılacak olan skrotal ultrason yapılması
ve bazı hormonlara bakılmasıdır. Bu amaçla bir ENDOKRİN UZMANINA
başvurmak gerekir.
Sperm Sayısı:
Normal döl miktarı 2-6 ml
arasında değişir. Normalde spermlerin % 60 dan fazlası hareketlidir.
Sperm sayısı mililitrede 20 milyondan fazla olmalıdır
Sperm azlığı Yapan Testis Hastalıkları:
Klinefelter sendromu denen genetik hastalık (47 XXY)
Her iki testis yokluğu
Travmaya bağlı testis hasarı
Kriptorşidizm (testisin yukarda olması)
Sertoli cell only sendromu
Orşite bağlı testis hasarı (kabakulak sonrası gibi)
Radyoterapi veya kemoterapi
HORMON BOZUKLUKLARI:
FSH ve LH hormon azlığı, testosteron düşüklüğü, prolaktin yüksekliği, hemokromatozis hastalığı (kanda demir yüksekliği)
SPERM SAYI AZLIĞINDA VE HAREKETİNİN ARTIRILMASINDA FAYDALI OLABİLECEK VİTAMİN DESTEKLERİ
1. KOENZİM Q10
Koenzim Q10 yağda eridiğinden tüm hücre zarlarında
ve yağları taşıyan proteinlerin yapısında bulunur. Hücre içinde
enerjinin oluşturulmasında koenzim Q’ ya ihtiyaç vardır. Koenzim Q
10’nun antioksidan özelliği vardır. Koenzim Q 10 ‘nun vücudumuzda
yapılabilmesi için B6 vitamine ihtiyaç vardır. Koenzim Q10 vücudumuzda
yapıldığı gibi bazı gıdalarla da alınır. Kırmızı et, tavuk eti, balık,
soya fasülyesi, soya yağı, ceviz, badem, sebze ve meyvelerde Koenzim Q
10 vardır. Yapılan klinik çalışmalarda koenzim Q10’un damarların içini
saran endotel isimli zarın iyi görev yapmasını sağladığı
gösterilmiştir. Endotel iyi görev yapmazsa damar sertliği oluşmaktadır.
İlave olarak alınan koenzim Q10 ilaçlarının dokularda koenzim Q10’nu
artırdığı şüpheli olsa da kan düzeylerinde artış olmaktadır. Kolesterol
düşürücü ilaç alanlarda kalp ve iskelet kasında konzim Q10 düzeyinde
azalma olduğu saptanmıştır. Koenzim Q10’un faydalı olduğu durumlar
şunlardır:
Hipertansiyonlu hastalarda tansiyon ilaçlarıyla
birlikte 120 mg/gün dozunda alındığında faydalı olduğu gösterildi,
ancak uzun sürede nasıl etki yaptığı bilinmiyor.
Kardiyomyopati denilen kalp hastalığında faydalıdır
Mitokondrial diabet denen bir tür şeker hastalığında faydalı olduğu saptanmıştır..
Anti-aging (yaşlanmayı geciktirici) olarak etkisi bulunamadı.
Parkinson hastalarında 1200mg/gün dozunda faydalı olduğu klinik çalışmalarla gösterilmiştir.
Sperm sayısını ve hareketini artırdığı gösterilmiştir
Damar sertliğini önlediği tam ortaya konamamıştır.
Kalp yetmezliğinde faydalı olduğu iddia edildiyse de ileri klinik çalışmalara gerek vardır.
Atletik performansı artırmadığı saptanmıştır.
Coumadin kullananlarda ve kolesterol düşüren
ilaçlarla (Zocor, pravokol, Lipitor gibi) etkileşimi olabilir. Bu
ilaçları alanlar koenzim Q 10 alırken dikkatli almalıdırlar
2. L-Karnitin
Karnitin vücuttaki bütün
hücrelerde bulunur ve hücrede enerji üretiminde önemli rol oynar.
Karnitin hücrede uzun zincirli yağ asitlerini mitokondriye taşır ve
orada okside olarak enerji yaparlar. Karnitin burada oluşan toksik yani
zararlı maddeleri uzaklaştırır. Karnitin iskelet kası ve kalp kasında
daha fazla bulunur. Vücut yeteri kadar karnitini yapar. Sağlıklı çocuk
ve erişkinlerin gıdalardan veya besin desteği olarak karnitin almasına
ihtiyacı yoktur. Vücutta karaciğer ve böbrek yeteri kadar karnitin
üretir.
Karnitin et, balık, tavuk ve sütte bol miktarda bulunur.
Karnitinin aktif olan şekli
l-karnitindir. Erişkin bir kişi et ve karışık besinler yerse günlük
60-180 mg karnitin alır. Karnitin ince barsaktan emilir ve dolaşıma
katılır. Karnitin fazlası böbrekte depolanır ve fazlası idrarla atılır.
Karnitin yetmezliği genetik bir
hastalıktır ve kardiyomiyopati denen kalp kası hastalığı, iskelet kas
güçsüzlüğü ve kan şekeri düşüklüğü yapar. Kronik böbrek yetmezliğinde
ve bazı antibiyotik kulanırken oluşur.
Karnitin kullanımı egzersiz
performansını artırmaz. Bu nedenle spor salonlarında veya atletlerin bu
amaçla kullanmasınına faydası yoktur.
Yaşla birlikte dokularda
karnitin azalmaktadır. Karnitin zihin fonkisyonlarda iyileşme yaptıüı
ve Alzheimer hastalığında faydalı olduğu görülmüştür.
Karnitin kalp yetmezliğinde bazı
çalışmalarda faydalı bulunmuştur. Kemoterapi gören hastalarda
halsizliğe faydalı olduğu gösterildi. L-karnitin tip 2 diyabette sinir
ağrılarında faydalı bulunmuştur.
Böbrek hastaları ve özellikle dialize girenlerde
karnitin yetmezliği sıktır. Bu kişilerde anemiye faydası olduğu, kas
güçsüzlüğüne faydalı olduğu gösterildi.
Karnitin alınmasının sperm sayısı ve kalitesine faydalı olduğu gösterilmiştir.
3. ÇİNKO
Çinko, vücudumuzdaki birçok enzimin ve insülin
hormonunun yapısında bulunan önemli bir mineraldir. Çinko vücudumuzda
çoğunlukla iskelet kemikleri ve kaslarda bulunur. Bağırsaklardan
emilmesi için pankreasın salgıladığı enzimlere ihtiyaç vardır. Çinko
vücutta birçok enzimin yapısında bulunur ve ayrıca hücre membranı
dediğimiz hücreyi çevreleyen zarda bulunarak hücreyi oksitleyici
radikallerden korur. Çinko ayrıca RNA ve DNA’yı sabit hale getirir ve
DNA’nın iyi çalışmasını sağlar.
Prostat bezinin ve üreme organlarının iyi çalışması için yeteri kadar çinko alınması gerekir.
Çinko, bağışıklık sistemi dediğimiz vücut direncinin
güçlenmesinde, yara iyileşmesinde, tat ve koku duyusunun oluşmasında,
büyüme, gelişme ve gebelik döneminde faydalı etkileri olan bir
mineraldir.
Çinkonun iştah üzerine olan etkileri de vardır ve bu konuda araştırmalar henüz sonuçlanmamıştır.
Sperm hareketinin artmasında çinkonun rolü vardır.
Çinko kuvvetli bir antioksidandır. Vücudumuzda bakır-çinko süperoksit dismutaz (CuZnSOD) isimli antioksidan bir enzimin yapısına girerek bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.
Günlük çinko ihtiyaç 11 mg kadardır.
Çinko Hangi Gıdalarda Vardır?
Arpa, peynir, sığır eti, kepekli ekmek, tavuk,
yumurta sarısı, süt ve süt ürünleri, balık, patates, ceviz, badem, tam
tahıl, kuru fasulye, lahana, ayçekirdeği, karaciğer, kuzu eti ve
tahıllarda çinko vardır. Kırmızı et ve tavuk eti gibi hayvansal
gıdalarda bulunan çinko daha kolay emilir.
Diyete ilave olarak çinko ve demir alınacaksa, ikisinin farklı zamanlarda alınması gerekir.
Çinko Eksikliği:
Çinko eksikliğinde şu belirtiler oluşur:
·Büyümede gecikme
·Kıllarda dökülme ve saç dökülmesi (alopesi), saç renginde değişiklik
·İshal
·Ergenliğe girememe,
·Seksüel gelişim bozukluğu (hipogonadizm)
·Penis sertleşmesinde zorluk (empotans)
·Sperm sayısında azalma (oligospermi)
·Göz ve deri yaraları
·İştah kaybı
·Kilo kaybı
·Yaraların iyileşmesinde gecikme
·Ağız tadında bozukluk
·Bağışıklık sisteminde zayıflık ve kolay hastalanma
·Gece körlüğü
·Cilt hastalıkları
Çinko Eksikliği Nasıl Anlaşılır?
Çinko eksikliği için kanda çinko seviyesini ölçmek
gerekir. Kanda 60 mikrogram/dl’den az ise çinko yetmezliği vardır.
Yalnız kandaki çinko seviyesi dokulardaki çinko hakkında yeterli bilgi
vermez. Dokularda çinko eksikliği olup olmadığını anlamak için
eritrosit alkalen fosfataz veya serum süperoksit dismutaz aktivitesini
ölçmek gerekir. Kanda alkalen fosfataz düzeyinin çok düşük olması da
çinko yetmezliğini düşündürebilir.
Çinko Fazla Alımının Zararı?
Fazla alınan çinko kişilerde bulantı, kusma, ishal
ve karın ağrısı yapar. Genellkle çinko bulaşmış içecekler ve gıdalarla
bu çinko zehirlenmesi ortaya çıkar. Uzun süre çinko alanlarda bakır
yetmezliği ortaya çıkabilir.
ÇİNKO ALMADAN ÖNCE MUTLAKA KANDA ÇİNKO DÜZEYİNE BAKILMALIDIR. EN İYİSİ BİR ENDOKRİN UZMANINA BAŞVURMAKTIR.
ŞİŞMANLIK VE GUATR
ŞİŞMANLIK VE GUATR
Şişmanlık yani fazla kilolu olmanın genetik yani
ailesel nedenleri olduğu gibi beslenme fazlalığı, hareketsizlik,
uykusuzluk, stres, depresyon, gece çalışmak gibi nedenleri de vardır.
Fazla kilo alan kişilerde bazı hormon bozuklukları
da birlikte bulunur. Bunlar tedavi olmazsa kilo vermek zorlaşır. Bu
hormon bozukluklarından birisi de guatr yani tiroid bezi
hormonlarındaki bozukluktur. Bunların tedavisi ENDOKRİN UZMANI
tarafından yapılır.
Bu nedenle fazla kilonuz var ve diyete rağmen kilo
veremiyorsanız nedenini öğrenmek için öncelikle bir ENDOKRİN UZMANINA
başvurmak gerekir.
ŞİŞMANLIK YAPAN TİROİD HASTALIKLARI 3 tanedir:
1. Hashimoto Hastalığı
2. Aşikar Tiroid Yetmezliği (hipotiroidi)
3. Gizli Tiroid Yetmezliği
HASHİMOTO HASTALIĞI NEDİR?
Bu hastalık otoimmün hastalıklar dediğimiz
hastalıklardan birisidir. Otoimmün hastalıklarda vücut kendi dokusunu
yabancı doku olarak algılayıp onu yok etmek ister ve vücut içinde bir
savaş oluşur. Hashimoto tiroiditinde de vücut tiroid bezini yok etmek
ister. Vücudumuz tiroid bezini yok etmek için çok miktarda anti-TPO
antikoru ve anti-tiroglobulin antikoru üretir. Bu antikorlar tiroid
bezine bağlanarak tiroid hücrelerini harap ederler. Bu arada tiroid
bezine birçok iltihap hücresi birikir. İltihap sonucu tiroid hücreleri
tahrip olarak azalınca da bez küçülür ve hormon yapacak hücre kalmaz ve
sonunda tiroid hormon yetmezliği ortaya çıkar. Bu hastalarda yıllar
içinde tiroid bezi gittikçe küçülür. Başlangıçta ufak bir guatr ve
kanda anti-TPO antikor yüksekliği varken TSH, T3 ve T4 hormonları
normaldir. Daha sonra zaman içinde hastalık ilerledikçe önce başlangıç
halinde tiroid yetmezliği (sadece TSH yüksek, fakat T3 ve T4 normal)
sonra tam tiroid yetmezliği (TSH yüksek, T3 ve T4 hormonları düşük)
gelişir.
Hashimoto hastalığı başlangıcında tiroid bezinde
büyüme yani guatr vardır; daha sonra tiroid bezi yavaş yavaş devam eden
harabiyet nedeniyle yıllar içinde küçülerek sanki yok olur.
TİROİD YETMEZLİĞİ (HİPOTİROİDİ) NEDİR?
Tiroid bezinin az çalışmasına ve bu nedenle tiroid
hormonlarını az üretmesine ve sonuçta kanımızda tiroid hormonlarının
(T3 ve T4) düşük olması durumuna tiroid yetmezliği veya tıp dilinde hipotiroidi
denir. Tiroid hormon yetersizliği sonucu vücudumuzun tüm metabolik
olaylarında yaygın yavaşlama vardır ve bu nedenle vücudun dengesi alt
üst olur. Vücuttaki bu bozuklukların yanı sıra ruhsal çöküntü,
unutkanlık, hareketlerde yavaşlama ve uykusuzluk görülür. Hamilelik
döneminde tedavi edilmeyen tiroid yetmezliği bebeklerde zeka geriliğine
neden olabilmektedir.
Hipotiroidizm, toplumda % 4.6 oranında bulunur.
Bunun çoğunluğunu başlangıç halindeki veya hafif derecedeki tiroid bezi
yetmezliği (sadece TSH yüksek fakat T3 ve T4 normal olması) oluşturur.
Tiroid yetmezliği tiroid fazla çalışmasından daha çok görülür ve
nodüllerden sonra en sık görülen tiroid hastalığıdır.
Hipotiroidi hastalığı kan testleriyle kolaylıkla
teşhis edilir. Test olarak T3, T4, TSH, anti-TPO antikoru ölçülür ve
tiroid ultrasonu yapılır. Kanda serbest T4 hormonu düşük ve TSH yüksek
ise hipotiroidi tanısı konur. Serum T3 düzeyleri değişkendir ve bazen
normal sınırda olabilir. Çok nadiren hipofiz bezi yetmezliğine bağlı
tiroid bezi yetmezliği olabilir, o zaman TSH hormonu düşük, T4 ve T3
hormonu da düşüktür. Tiroid bezi yetmezliği teşhis edilen hastalarda
tam kan sayımı, karaciğer testleri ve kolesterol, trigliserit ve LDK
kolesterol tetkikleri ile kalp grafisi (EKG) tetkiki yapılır. Kalp
hastalığı riskini anlamak için kanda homosistein ve hassas CRP
tetkiklerine bakılması faydalıdır. Kansızlık varsa kanda ferritin, B12
vitamini ve folat düzeylerine bakılarak demir eksikliği veya vitamin
eksikliği olup olmadığı araştırılır.
Aşikar yani belirgin (tam) tiroid yetmezliğinde TSH
hormonu kanda artar ve genellikle 10 IU/L’den daha yüksek çıkar;
kandaki T4 ve T3 hormonları da düşmüştür.
Başlangıç halindeki tiroid yetmezliğinde ise TSH
hormonu 4 ile 10 IU/L arasındadır. Bu durumda T3 ve T4 hormonları
normal sınırlar içindedir.
Bu hastalarda ölçülen anti-TPO ve anti- Tiroglobulin
antikorları kanda yüksek çıkarsa tiroid yetmezliğini Hashimoto
hastalığının yaptığına karar verilir.
Tam kan sayımı tetkiki yapılan hipotiroid hastaların
% 30-40’ında anemi (kansızlık), % 15’inde demir eksikliği (kanda
ferritin düşüklüğü) saptanır. Bazı hastalarda kanda folik asit vitamini
ve B12 vitamini düşük çıkabilir. Bu hastalarda eksik olan vitamin
ilaçlarla tedavi edilir.
Kanda kreatinin fosfokinaz (CPK) ve prolaktin
düzeyleri yüksek olarak bulunabilir. Prolaktin hormonundaki orta
derecede bir yükseklik oluşur ve Levotiroksin ilacı kullandıktan sonra
düşer. Eğer hastanın tiroid hormonları normale geldiği halde prolaktin
hormonu yine yüksek ise doktorunuz prolaktin hormonlarını yükselten
diğer nedenleri araştırır.
GİZLİ TİROİD YETMEZLİĞİ NEDİR?
Tiroid bezi yetmezliğinin hafif derecede olduğu veya
başlangıç aşaması dediğimiz durum serbest T3 ve serbest T4 hormonları
kanda normal seviyede olduğu halde sadece TSH hormonunun yüksek
olmasıdır.
Özellikle anti-TPO antikoru kanında yüksek olan
kişilerde ilerde tiroid yetmezliği gelişebileceğinden TSH hormon
tetkikini yılda bir defa mutlaka ölçtürmek gerekir.
TSH hormonu 3.0 ile 20.0 U/L arasında ise hafif derecede tiroid yetmezliği var demektir.
İleride bu hastalarda T4 düşmeye buna karşılık TSH artmaya başlar ve tam tiroid yetmezliği gelişir.
Bu ölçümler sırasında total T4 ve Total T3 hormonu
değil serbest T3 ve serbest T4 hormonlarının ölçülmesini isteyiniz.
Total hormon ölçümünün artık bir değeri kalmamıştır. Gebelerde total T4
ve T3 ölçümü özellikle yanlış sonuç verdiğinden mutlaka serbest T3 ve
serbest T4 ölçümleri yapılmalıdır.
Gizli tiroid yetmezli tedavi edilmelidir. Bunu ENDOKRİN UZMANLARI yapar.
|
|
| |
|
|
|